Ana Sayfa

Eski Sayılar

Sektörden

Kısa-Çeşit

Etkinlikler

Bankalarımız

E-Posta


Reklam Tarifesi

Okuyucu Profili

Abonelik

 

Künye

 


1.sayı 2.sayı 3.sayı 4.sayı 5.sayı
6.sayı 7.sayı 8.sayı 9.sayı 10.sayı

 

1999 KÜRESEL BT HARCAMALARI 2.1 TRİLYON DOLAR

Margaret Johnston / InfoWorld

 

Donanım, yazılım, ve diğer teknoloji maddeleri için yapılan harcamalara dair yapılan bir araştırma, BT çalışanlarına ödenen ücretler de dahil olmak üzere, BT endüstrisinin hacminin dik bir eğim üzerinde büyümeye devam ettiğini gösteriyor.

 

WITSA’nın (World Information Technology and Services Alliance = Dünya Bilgi Teknolojileri ve Hizmetleri Birliği), IDC ile işbirliği yaparak hazırladığı çalışmanın bulgularına göre, 1999’da bilgi ve iletişim teknolojilerinin değeri 2.1 trilyon dolar oldu. Bunun, “Digital Planet 2000: The Global Information Economy” adlı çalışmanın bulgularına göre, 2003’te 2.4 trilyon dolara fırlayacağı ve 2004 yılında ise 3 trilyon doları aşacağı düşünülüyor.

 

Araştırmacılar; dünya çapındaki donanım, yazılım ve hizmetler, iletişim donanımı ve hizmetleri, ofis donanımı harcamaları ve BT çalışanlarına yapılan harcamaların, ve ayrıca sermaye amortismanı ve dahili BT harcamaları için bütçelerin de içinde olduğu dahili BT harcamalarının %98’inin gerçekleştiği elliden fazla ülkede devlet daireleri ve BT endüstrisi kaynaklarından veri topladılar.

 

Bu çalışmanın bulgularına göre, 1999 yılında yapılan BT harcamalarında ilk ona giren ülkeler; ABD, Japonya, Almanya, İngiltere, Fransa, Brezilya, İtalya, Kanada, Çin, ve Avustralya. İlk 10’u teşkil eden bu ülkelerin BT harcamaları küresel harcamaların %80’ini temsil ediyor.

 

WITSA’nın başkanı Harris Miller, ilk on içinde Brezilya ve Çin’in yer alıyor olmalarının anlamlı olduğunu söylüyor ve BT endüstrisinin %7’den fazla yıllık bileşik büyümesinin, sektörün diğer endüstrilere göre hızda üstünlük sağlamasının devam ettiğine, ve gelecekteki potansiyel büyümenin halâ olağanüstü olduğunu işaret ettiğini ekliyor.

 

Latin Amerika’nın, 1998’den 1999’a kadar yapmış olduğu bilgi ve iletişim teknolojileri harcamalarındaki %12.7’lik büyüme, Kuzey Amerika’nın %7.3’lük ve Batı Avrupa’nın %5.7’lik büyüme oranlarının epeyce önünde görünüyor. Ortadoğu/Afrika bölgesi ve Japonya da dahil olmak üzere Asya-Pasifik bölgesi, sırasıyla %15.9 ve %19.5’lik parlak oranlarıyla örnek teşkil ediyorlar.

 

Kuzey Amerika, 1999 yılı için 817 milyar dolar tutarındaki BT harcamalarıyla yerkürenin lideri durumunda. Bunun dışında, batı Avrupa en az 30 milyar dolar harcadı. Yeni Zelanda ise, GSMH’sinin %10.5’ini harcayarak bu alanın lideri oldu. Kişi başına en yüksek harcamayı 3,335 dolarla İsviçre yaptı ve onu 2,854 dolarla Japonya ve 2,792 dolarla ABD takip ettiler.

 

Notlar

 

WITSA, 41 bilgi teknolojisi kurumunun uluslar arası bir konsorsiyumu. Yukarıdaki çalışmaya sponsor olan diğer kuruluşlar: Electronic Data Systems, Nasdaq Stock Market, American Express, Merant International, Satyam Computer Services.

 

ELEKTRONİK İMZA YASAL MI?

Nancy Caron / Silanis Technology

 

Silanis Technology’e göre ABA, elle atılmış bir imzanın yasal olarak tanınabilmesi için gerekli olan beş şey istiyor. 46 eyalet, bu gereksinimleri Küresel ve Ulusal Ticarette Elektronik İmzalar Yasası’nın (E-Sign) Haziran ayında kabul edilmesinin öncesinde e-imzalar için kullandılar.

 

Silanis’in elektronik onay yazılımını gerçekleştiren Tommy Petrogiannis, E-Sign’ın elektronik imza için yasal gereksinimlerin taslağını ortaya koymadığını açıklıyor, ancak firmaların E-Sign öncesinde hangi yasaların yürürlükte olduğunun farkında olduğuna işaret ediyor. “E-Sign, mahkemede bu elektronik imzaları savunmak  için belirli yasal gereksinimlerin taslağını ortaya koymuyor.... sonuç olarak Yasa, satıcılara, imzalama beklentilerini tanımayan ürünlerle piyasaya girmeleri için kapıyı ardına kadar açıyor ve sahtekârlık olasılığını artırıyor.”

 

Aşağıda, el yazısı imza için gerekli olan beş şart ve Silanis vasıtasıyla elektronik imzaların bunlara karşı nasıl kıyaslanabileceği yer alıyor:

 

1.       Kullanan kişiye özgü olma. Elektronik imzalar, bu gereksinimi bir dokümanın elektronik olarak imzalanmasında her seferinde parola girilmesi gibi sadece onlara özgü olan bazı işlemleri yerine getirmesi için ikaz ederek karşılıyorlar. Bu, el yazısı imzanın eş değeri oluyor.

2.       Kanıtlanabilir olma: Elektronik imzalar bu gereksinimi, kullanıcının kimliğini doğrulayan dijital sertifika ile sağlıyorlar.

3.       Sadece onu kullanan kişinin denetimi altında olma: Elektronik imzalar bu gereksinimi, iki elemanın kombinasyonunu kullanarak sağlıyorlar: sadece kullanıcının bildiği bir şey (örn. özel parola) ve kullanıcının fiziki olarak sahip olduğu ve saklayabileceği bir şey (örn. Bir bilgisayar dosyası veya akıllı kart).

4.       Belirli bir veriye imza iliştirmeyi doğrulayan bir anlamda veriye kalıcı olarak bağlı olma ve nakledilen veride bütünlük: Elektronik imzalar bu gereksinimi, dijital imzayla birlikte orijinal dokümanı bir alıcı tarafından açılan dokümanın içeriği ile her seferinde karşılaştıran kalıcı bir simge gömmek yoluyla karşılıyorlar. Herhangi bir değişiklik belirlendiğinde, e-imza geçerliliğini kaybediyor.

5.       Bir imza el ile atıldığı durumda, imza sahibinin aynı şekilde güç ve etkiye sahip olduğunu kastetmesi: Elektronik dünyada bu kastetme işi, bir kişinin imza anında bir eylemi yerine getirmesi ile karşılanıyor. Bu eylem, özel bir parolanın girilmesi veya bir dokümana bir e-imza uygulanması oluyor. Kişi, kendine ait olan parolayı girmek suretiyle dokümanın içeriğini okuyup kabul ettiğini ve ona bağlı kalacağını beyan ediyor.

 

ABA

 

ABA, (American Bar Association = Amerikan Baro Kurumu) 21 Ağustos 1878’de, 21 eyaletten 100 avukatın bir araya gelerek New York’ta kurduğu, ABD’nin çıkarlarını koruyan 11 temel hedefi olan bir kurum.

 

 

BİR KİTAP: DENEYİM EKONOMİSİ: İŞ BİR TİYATRO VE HER İŞ YERİ BİR SAHNE

Joseph Pine II, James H. Gilmore / Harvard Business School Press

Baskı tarihi: 28 Nisan 1999

 

Açıklama

 

“Nasıl yapılır” kılavuzu bölümü, “ekonomik analizler” bölümü ile The Experience Economy, firmaları ürün ve hizmet işportacılığı üzerine yoğunlaşmaktan ziyade ürünleri etrafında bir kültür yaratma konusunda cesaretlendiriyor. Yazarlar, yeni araba sahiplerinin alkış tutan çalışanlar tarafından kuşatıldığı Saturn firmasına dikkati çekiyorlar, ve müşteri deneyimleri üzerinde bu tür bir vurgunun işyerinin geleceğine yol göstereceğini ileri sürüyorlar.

 

Experience Economy’nin ortaya çıkışı, tesadüfen olmasa da, yaratıcı düşünceye artan ilgi ile aynı zamana denk geliyor. İşyerinde, özelliklede iş yapılan yeni alanlarda, en mükemmel doğaçlama hünerlerine gereksinim olduğunu da ortaya koyuyor.

 

Yayıncının Notu

 

Yazarları, “The Experience Economy” ile rekabetçi fiyatlandırma stratejilerinin üzerindeki örtüyü kaldırıyorlar ve işyerlerinin müşterilerin gerçekten de istedikleri şeyi sağlamada en iyi fırsatı kaçırdıklarını ortaya çıkarıyorlar: bir deneyim.

 

Tema lokantası Rainforest Cafe’de yemek yenilen alan her 20 dakikada bir aniden Amazon nehrindeki gerçek bir şelaleye dönüşüyor. Işıklar parlıyor, şimşekler çakıyor, kuş ve hayvan çığlıkları duyuluyor, hatta sis bile oluşuyor. Bir akşam yemeğinde, sırılsıklam eden yağmurun dışında her şey yaşanıyor.

 

Fırtına taklidi ve masa kenarı tropikal balıklar akvaryumları gibi ince noktalar karşılığında müşteri oldukça sıradan bir yemek yerken oldukça ağır bir fiyat ödeyebiliyor. Neden? Deneyim için. Experience Economy’de yazarlar Joseph Pine II ve James H. Gilmore şunu savunuyorlar: böylesi sunumlar, başarılı işyerinin belirgin karakteristiği olmada mal ve hizmet sunumlarını geride bırakacaktır. Bu deneyim trendini kaçıranlar, ücret savaşları (Ücret Savaşı = piyasa üstünlüğünü ele geçirmek için sürekli fiyat indirmek) yaparak kariyerlerini harcayacaklar.

 

Somut bir tavsiye için biraz eksik kalsa da, kitap mecbur edici bir tartışmayı önceden hazırlıyor. Mal, ve hatta hizmetler hızlı bir şekilde bolluk arz ediyor. Mükemmel bir hizmet bir aralar sizi rekabetin dışında tutmaya yetiyordu – ama bugün, bunun olması bekleniyor. Bu, her tür işyerinin üzerinde yeni ve ikna edici deneyimler yaratması için baskı yapıyor.

 

Walt Disney Co. ve tema lokantaları gibi birçok firmanın tekrarlanan görüntüler yapıyor olmasına rağmen, yazarlar bir çok endüstriyi kapsama alamaya çalışıyorlar. Örneğin, East Jefferson Hospital etkinliklerini “sahnede” ve “sahne dışı” alanlarda düzenlediğinden söz ediyor. Kan nakli gibi hoşnutsuzluk yaratan etkinlikler ziyaretçinin gözünden saklanıyor. Hoş ve rahat bir dekor ve kolay okunur personel ad etiketleri kamuya ait alanları ziyaretçi dostu yapıyor. Hastanenin çabaları içinde en ilgi çekici ve en önemli olanı sadece tıbbi tedavi (mal) veya destek ve bilgi (hizmetler) değil, ama bir sevilme ve ilgilenme duygusu (deneyim).

 

Yazarların en ikna edici teşvikleri, tüm çabaları bollaşma riski altında olan ve satılık mallarını deneyimlere dönüştürmede çok şanslı olan perakende ve hizmet endüstrileri için. E-Ticaret olayı bu noktanın altını çiziyor, çünkü müşteriler için fiyatları karşılaştırmayı daha kolay hale getiriyor. İş yerleri, müşterileri bilgisayarlarının başından alıp tuğla yapılı mağazalara yönlendirebilmek için insanları cezbedecek deneyimler yaratmak zorunda kalacaklar.

 

Experience Economy’nin halâ bir kör noktası var: bu yeni çevrede para yapmak. Gerçekten de, kitabın yazarları tema lokantaları gibi sahnedeki yıldız deneyimcilerin kârlılığa dönmek için çok zaman harcadıklarını kabul ediyorlar.

 

 

 

1.sayı 2.sayı 3.sayı 4.sayı 5.sayı
6.sayı 7.sayı 8.sayı 9.sayı 10.sayı

 

 

Anasayfa/Eski Sayılar/Sektörden/Kısa-Çeşit/Etkinlikler/Bankalarımız/

E-posta

Reklam Tarifesi/Okuyucu Profili/Abonelik/Künye