Ana Sayfa

Eski Sayılar

Sektörden

Kısa-Çeşit

Etkinlikler

Bankalarımız

E-Posta


Reklam Tarifesi

Okuyucu Profili

Abonelik

 

Künye

 


1.sayı 2.sayı 3.sayı 4.sayı 5.sayı
6.sayı 7.sayı 8.sayı 9.sayı 10.sayı

 

BANKA IFLASLARI SORUMLULUK VE KANUNLAR

(Matthias Beck, PhD (MIT), MUP, M.Arch (Kansas), FRSA Prof. Risk Yönetimit, Glasgow Caledonian Universitesi)

 

Özet Daha önce yapilmis arastirmalar banka iflaslarini çogunlukla makroekonomic dönemleree ve/veya bölgesel ekonomide görülen durgunluga baglamislardir. Daha güncel analizler banka iflaslarin sikligi ve siddetinin açiklama/bilgilendirme ve denetleme ile ilgili daha kati kurallar ile önlenebilecek olan yönetim hatalarina bagli oldugunu idda etmektedir. 1991-1997 yillari arasinda Amerika, Kanada, Ingiltere ve Almanyadaki banka iflaslarina ait verilerin kullanildigi bu çalisma ulusal yasal sistemler ve denetleme sistemlerinin kurumsal özellikleri ile banka iflaslari arasindaki iliskiyi incelemektedir. Arastirmamizin ikinci bölümünde ayni kurumsal veriler ile banka iflaslarinin siddeti arasindaki iliskiyi inceledik. Çalismamizin birinci bölümü ulusal hukuk sisteminin kanun ve düzen gelenekleri (‘ Kanun kurallari' ) ile banka iflaslari arasinda önemli derecede korelasyon oldugunu gösteriyor. Ülke riski kilavuzunda yüksek ‘kanun kurallari' skoruna sahip ülkelerin banka iflaslarini yasamasi daha az olasi görünüyor. Banka basarisizlik orani üzerinde etkisi oldugu görülen bir diger degisken ‘sözlesmenin reddedilme riski'dir. ‘Sözlesmenin reddedilme riski' daha yüksek olan ülkelerin banka iflaslari yasamasi daha olasi gibi görünüyor. Biz bunun, sözlesmenin uygulanmasinin kati kurallara bagli oldugu ülkelerde hisse senedi sahiplerinin daha fazla ileriye dönük (ex-ante) korunmasi nedeniyle oldugunu ileri sürüyoruz. Çalismamizin ikinci bölümünde elde edilen sonuçlar o kadar kesin degil. Buna ragmen, ulusal mevduat sigortacilari tarafindan ödenen miktar (banka iflaslarinin siddetini temsil eden bir gösterge olarak kullandigimiz) ile makro ekonomik degisken GSMH (Gayrisafi Milli Hasila) daki degisim arasinda önemli derecede korelasyon oldugu görülmektedir. Burada, bulduklarimiz geleneksel sagduyuyu izlemektedir; ekonomik durgunlukta daha yüksek miktarlarda mevduat sigorta fonu ödenmektedir.(yani GSMH'daki büyümenin düsük yada eksi olmasi ile yüksek miktarda mevduat sigortasi ödemesi arasinda birbirlerini etkileyen iliski vardir.-korealsyon.) Banka iflaslarinin siddeti ile kurumsal degiskenlerden hem ‘muhasebe standartlari' hem de ‘sözlesmenin reddedilme riski' arasinda daha az belirgin bir iliski de kurulabilir. Daha kati ‘muhasebe standartlari' olan ve ‘sözlesmenin reddedilme riski' düsük olan ülkelerin siddetli banka iflaslarina daha az maruz kaldigi görülmektedir. Avrupa'da muhasebe standartlari ve yasal zorlamanin düzeyindeki büyük farkliliklar göz önüne alindiginda, AB'nin Ikinci Bankacilik Koordinasyon Direktifi'inde yer alan karsilikli tanima prensiplerinin genislemesine(Madde 16), özellikle içerden ticaret (sirket personelinin sirket hakkindaki bilgileri kisisel çikar saglamak amaciyla kullanmasi) ve hatali raporlama ile ilgili geçmiste yasanan olaylar varsa, denetleme ve sözlesmenin reddi kurallarinda uyumunun saglanmasinin eklenmesi gerektigi sonucuna vardik. 1.Giris Gelismis kapitalist ülkelerde 1980'lerin sonu ve 1990'larin basinda görülen yüksek orandaki banka basarisizliklari pek çok nedenden dolayi kayda degerdir. Birincisi, bunlar pek çok gözlemcinin bankacilik sistemlerini çogunlukla istikrarli ve güvenilir olarak nitelendirecekleri ülkelerde gerçeklesmistir. Ikincisi, ilimli fakat büyük ölçüde ekonomik büyüme ve istikrarin sürekli oldugu bir zaman diliminde gerçeklesmistir. Üçüncüsü çogunlukla yöneticilerin hileli yönetimlerinden/davranislarindan kaynaklanan basarisizliklarin tümü görülmedik sekilde büyük kayiplar içermektedir. - Özellikle Amerikan tasarruf ve kredi sektörü ile ilgili olanlar- Banka basarisizliklarinin sayisi ve büyüklügü gelismis kapitalist ülkeler arasinda faklilik göstersede, bankacilik sistemi gelenksel olarak yüksek derecede tutucu olarak tanimlanan bir kaç ülke de bundan etkilenmistir. Ingiltere'de 1995'te 200 milyon sterlin zararla Barings'in çöküsü Guinness olayi, Maxwell emekli sandiginin çöküsü, Barlow Clowes ve Nat West skandali, ve Morgan Grenfell Ingiltere subesinin sahtekarlik sorusturmasini içeren bir dizi finansal skandalin son perdesi olarak damgasini vurdu. Almanya da 1.5 milyar dolarlik zararla sonuçlanan Metallgesellschaft'in çöküsü ve pek çok özel büyük bankanin iflasi gibi önemli bir çok finansal basarisizlar yasadi. Iki kuzey Amerika ülkesi, Amerika ve Kanada'da yasananlarla karsilastirildiginda bu zararlar küçük görünebilir. Gayri safi milli hasilasi Almanya'nin yarisindan az olan Kanada 1991'de toplam 1.22 milyar dolar zararla sonuçlanan 4 tane büyük banka basarisizligi yasadi. 1992 yilinda üç büyük finansal kurulusun çöküsü 2.05 milyar ek zarara neden oldu. Ancak 1993'de basarisiz olan bankalarin sayisi azalmaya baslamakla birlikte zararlari hala 980 milyon dolari buluyordu. Bu gelismelere 1970'den önce çok az banka iflasi yasayan Kanadanin göreceli olarak istikrarli bankacilik geçmisi dikkate alinarak bakilmali.(Carr, Mathewson ve Quigley, 1995) Ingiltere ve Almanya ile karsilastirildiginda göreceli olarak yüksek olmakla birlikte, Kanada banka iflaslarinin siddeti ayni dönemde Amerika'dakilerin yaninda oldukça düsük kaliyor. Kanada gibi, 1940'dan 1970lere kadar Amerika çok az banka iflasi yasadi. 1980'lerin sonunda 1987'den 1990'a kadar her yil 200 den fazla banka kapanmasiyla birlikte bu durum çarpici biçimde degisti (Thompson, 1991). Banka iflaslarinin artmasina sorunun çözümünün maliyetindeki dramatik artislar eslik etti (Bovenzi ve Murton, 1988). Örnegin Ingiltere merkez bankasi 1990 yilinda sikintiya düstügünde FDIC'nin( Federal Mevduat Sigorta Sirketi ) kurtarma çalismalari için 2.3 milyon dolar enjekte etmesi gerekti. 1991'de Goldman Bankasinin yeniden yapilanmasi hemen hemen ayni miktarda FDIC harcamasini gerekli kildi. 1990'larin basinda, bu basarisizliklar 1991'de 115 banka iflasi ile baglantili 12.47 milyari bulan astronomik FDIC giderlerine neden oldu. 1992'de 97 banka iflasi ile baglantili olarak FDIC'nin gideri 8.44 milyara geriledi. 1993'de 36 banka iflasi ile birlikte ödenen miktar sadece 1.94 milyar dolar oldu. Hem Kanada hem de Amerika'da 1990'larin ortalarina dogru enjekte edilen fonlarin azalmasinda Amerikadaki 1991 FDCIA (Federal Mevduat Sigortasi Kurumu Gelistirme Yasasi) kanununda ve Kanada'daki benzer kanunlarda yer alan önlemleri içeren yasal gözetimin siki hale getirilmesi ile iliskisi vardir. 2.Banka Basarisizliklarinin Açiklamasi 1980'lerin sonu ve 1990'larin basinda banka iflaslarinin artmasi ve meydana gelmelerindeki özel kosullar - özellikle önemli bir durgunlugun olmamasi- banka iflaslarinin kaynagi ve özelligi hakkinda yeni sorulari gündeme getirmektedir. Geçmiste ekonomistler banka iflaslari ile ilgili makro, meso ve mikro düzeyde biraz sonra sirasiyla elestirecegimiz pek çok teorik açiklamalar yaptilar. Biz, bu açiklamalarin 1980'lerin sonu ve 1990'larin basinda görülen banka iflaslarini kismen açikladigini savunuyoruz. Makro-teorik düzede banka iflaslari genellikle verliklarin degerinde ani düsüs ya da artisa ve eninde sonunda iflasa yol açan makroekonomik düzensizlik ve soklara baglanmistir (Kaufman, 1996). Schwartz (1988) and Goodhart (1995) örnegin makro ekonomik istikrarsizligi – çogu hatali merkez bankasi politikasina atfedilebilir/baglanabilir- banka iflaslarinin temel nedeni olarak tanimlamislardir.Bu baglamda, belirli makroekonomik degisikliklerin istikrarsizlik yaratan ve finansal kurumlarin basarisizligini tetikleyebilecek yeniden degerlemeye zemin hazirladiklari söylenebilir. Baska bir deyisle, bankalar kendi kontrolleri disinda ortaya çikan makroekonomik belirsizlik ve degisiklikler ile basedemedikleri için iflas etmektedirler. Çeliskili olmayan bir diger yaklasim, hem gelismis hem de daha az gelismis kapitalist ülkelerede banka iflaslarini bölgesel ve sektörel durgunluga baglamaktadir. Bu yaklasim özellikle zirai bankalarin basarisizligini açiklamda basarili olmustur. (Smith, 1987). Belognia (1990, ayrica bakiniz Belognia and Gilbert, 1987) örnegin Amerikada 1980'lerde iflas eden zirai bankalarin göreceli olarak fazla risk aldiklarini ve tarim sektöründeki durgunlugun sonuçlarindan etkilendiklerini göstermistir. Belirli bir sektöre hizmet veren bankalar ile o sekördeki durgunluk arasindaki baglanti inkar edilemezse de bu tür modellerin banka iflaslarinin sadece çok küçük bir bölümünü açiklayabilecegi açiktir. Bu özellikle kayda deger sayida büyük ticari bankanin iflas ettigi 1980'lerin sonu ve 1990'larin basi için geçerlidir. Makroekonomik neden-sonuç iliskisi dikkate alindiginda, bu dönemde uygulanmakta olan muhafazakar merkez bankaciligi ve 1992'den itibaren bu dört ülkede gayrisafi milli hasilanin yüzde 1-3 oraninda oldukça istikrarli ekonomik büyüme hizinin bu tür açiklamalari güçlestirdigi açiktir; çünkü bu iflaslarin hükümet politikasindaki hatalar ile açiklanmasini zorlastirmaktadir. Banka iflaslarinin Meso-teorik açiklamlari banka iflaslarina neden olan iki temel prensibe dikkat çekmektedir. Birinci ve belkide en çok incelenen hipotez banka iflaslarini klasik morald-hazard sorunu yarartigi söylenen mevduat sigortasi karsiligi ile iliskilendirmektedir. Ikinci grup hipotezler kötü haberin yayilmasi, panikler ve/veya müsterilerin bankaya hücum etmesi konularinda toplanmakta ve büyük ölçüde kitle pisikolojisi ve ortaklasa risk algilamasi üzerine yapilan spekülasyonlara dayanmaktadir (Kaufman, 1994). Banka iflaslarini moral hazard teorilerine dayandiran Amerikali öncüler son ödünç verme kaynagi olan Federal Reserve'in (Amerika Merkez Bankasi) 1916'da iskonto penceresini yaratmasi ve daha da ötesi 1934'de FDIC'nin mevduat sigortasini yaratmasinin piyasa disiplinini önemli ölçüde azalttigini öne sürketedirler(Kaufman,1996). Mevduat sigortasinin var olmasina bir karsilik olarak bankalar varlik-yükümlülük portföylerinin maruz kaldigi riskleri artirdilar ve sermaye oranlarini düsürdüler. Mevduatlarin koruyucusu olarak özel hissedar sermayesinin yerini dikkatsizce yönetilen kamu sermayesi yada vergi ödeyenlerden saglanan gelirler alinca, fonlarin savurgan bir sekilde harcanmis oldugu söylendi. (Kane, 1985, 1992; Benston and Kaufman, 1995)… Bundan dolayi bu tuzaktan kurtulmanin tek yolu, korunmamis bir çöküs olasiligini içeren bankacilik sektöründe tekrar piyasa disiplinin saglanmasini empoze edecek mevduat sigorta sisteminde yapilacak bir reformdur(Barth, 1991; Barth ve Brumbaugh, 1992, Barth et al.,1992; Brumbaugh 1998). Bu mevduat sahiplerinin kompanse edilmedigi ‘örnek niteliginde olan bir banka iflasinin gerçeklesmesini' içerebilir (Kaufman, 1996). Banka basarisizliklarinin makroekonomik ve morald hazard ile açiklanmasinin biribirine uyan bazi yönleri var. Nedenlerin birbirine uymadigi bir mevduat sigorta sisteminin bankalari asiri risk almaya yöneltebilecegi bir hikaye düsünebiliriz. Asiri riske maruz kalmis bu bankalar hatali makroekonomik ve merkez bankasi politikalari yüzünden iflasa sürükleneceklerdir. Bununla birlikte 1990'larin sartlari göz önüne alindiginda argumanin özellikle moral hazard yönü zorluklarla karsilasmaktadir. Birincisi, mevduat sigortasinin II. Dünya savasindan önce ortaya çiktigi düsünülürse, moral hazard tezini savunanlar neden Amerika bankacilik sisteminin 1980'lere kadar göreceli olarak istikrarli oldugunu yada neden 1980'lerin sonunda çöktügünü açiklamakta bazi güçlüklerle karsilasacaklardir. Bu durum bazi gözlemcileri, banka iflaslari ile merkezi hükümet tarafindan saglanan banka sigortasi arasinda bir iliski olabilecegi ancak artan rekabet ve banka hizmetlerinin asiri derecede olmasi gibi diger degiskenlerin son dönemdeki krizlerde büyük etkileri olmus olabilecegini öne sürmeye yöneltti (Saltz, 1997). Moral hazard argümanina dayali mevduat sigortasi ile ilgili bir diger sorun bunlarin genellikle Amerika disindaki gelismeleri dikkate almamalaridir. Dolayisiyla, banka sektörü tarafindan yönetilen, kendi kendini fonlayan Alman mevduat sigorasi sistemi mevduatlarin tam olarak güvenceye alinmasini saglamaktadir. Fakat banka iflaslari göreceli olarak azdir.[1] Moral hazerd hipotezini güçlendirmenin bir yolu mevduat sigortasinin etkilerinin ülkelerarasi çerçevede incelenmesi olabilir. Gerçekten de bu tür birlestirilmis geriye dönük ve karsilastirmali arastirma olmadan moral hazard tezini öneren çalismalar bütün suçu hükümete yüklemeye çalisan politik olarak motive edilmis konusmalarla iliskilendirilecektir. Banka iflaslarinin diger meso-teorik açikmasi olan kötü haberin yayilmasi, 1990'larin banka iflaslarini biraz daha iyi açikliyor. Ilk banka iflaslarinin ekonomik olarak zayiflamis bir bölgedeki insanlarin bankaya hucüm etmesine yol açtigi ve bunun baska iflaslara neden oldugu bir senaryo düsünülebilir ama kanitlar böyle bir argümana engel teskil ediyor gibi görünüyor. Mishkin (1991) and Selgin (1992) gerçek yada olmasi beklenen iflaslara tepki olarak bankaya hücüm etmenin teorik olarak bir dizi ödeme güçlügünü hizlandirabilecegini iddia etmislerdir. Buna ragmen bahsi geçen bankalar zaten finansal olarak zor durumda degillerse bir sok yaratmalari olasi degildir. Bu görüs, geçmiste ekonomik olarak iyi durumda olan bankalarin panik nedenyle ödeme güçlügüne sürüklendigi oldukça az durum oldugunu gösteren bir çok arastirmaci tarafindan onaylanmistir (Benston ve Kaufman, 1995; Calomiris ve Gorton, 1991; Carr, Mathewson ve Quigley, 1995). Eger banka iflaslarinin geleneksel makro ve meso teorik açiklamalari 1990'lara uygulandiginda önemli ölçüde zayif yönler içeriyorsa, soru mikro teorinin ne sunabildigidir. Mikro-teorik çalismalar iflas etmis bankalarin genel karakteristiklerini belirleyebilmis ve bu bilgiyi banka iflaslari ve bunun ciddiyeti hakkinda tahminler yapmakta kullanmislardir. Bugün iflas etmis bankalarin pek çok ortak noktasi oldugu anlasilmistir. Bunlar öncelikle yüksek bir kredi/varlik orani ve satin alinan yükümlülüklere büyük ölçüde bagimliliktir (Scott et al., 1984; Short, O'Driscoll ve Berger 1985, Lane, Looney ve Wansley, 1986) ve ikincisi hizli büyüme oranidir (Peterson ve Scott, 1985). Basarisizliga egilimli olanlar arasinda ayrica küçük bankalar (Scott et al., 1984) ile yönetim kurulunun denetime katiliminin sinirli oldugu bankalar var. Bu bilgiler uygulamacilar ve yatirimcilar için yararli olmakla birlikte 1990'larin basindaki banka iflaslarini açiklama gücü sinirlidir. Kimileri Amerika, Kanada ve Ingilteredeki artan banka basarisizliklarinin bir bölümünü yasal düzenlemesi olmayan girisimleri takip eden küçük finansal kuruluslarin artmasi ile açiklayabilir. Bu bize büyük ve geçmisi olan çok sayidaki finansal kurulusun neden basarisiz olduklari hakkinda hiç bir sey söyleyemez. Benzer sekilde 1990'larda bankalarin hizli büyüme ve yüksek kredi/varlik orani yüzünden iflas ettigi iddia edilebilir. Böyle bir arguman eninde sonunda sadece niye böyle hizli bir büyümenin gerçeklestigi veya bankalari böyle risk almaya neyin sebep oldugu sorularina yol açar. 3. Yönetim ve and Yanlis Tanitma: Alternatif Açiklamlar Bu çalismanin önceki bölümü banka iflaslari hakkindaki geleneksel açiklamlarinin 1990'larin basindaki görülen ödeme güçlügü sorununa uygulandiginda çok basarili olmadigini iddia etmektedir. Bu çalismamizin temel argümaninindan biridir. Bundan çikan sonuç 1990'larin basinda finansal kuruluslarin güvende olmamasina iliskin, farkli bir alanda alternatif açiklamaklarin oldugudur; sirket yönetimi ve yasal gözetim gibi. Yakin geçmiste uygulamali arastirmanin büyüyen bir dali son on yilda banka basarisizliklarinin açiklanmasinda yetersiz yönetim yapisi ve yönetim ihlalinin oynadigi rölün altini çizdi. Belki sasirtici degil ama bu arastirma, yönetim yapisinin bozulmasi ve bunun yaratacagi sonuçlara apaçik bir örnek teskil eden mevduat ve kredi krizinin yasandigi Amerika'da baslatildi. 1998'de Graham ve Homer banka içindeki yolsuzluklarin 1979 ve 1987 yillari arasinda iflas eden Amerikan ulusal bankalarinin çöküsünde önemli bir faktör oldugunu belirlediler. Graham ve Homer'a göre maddi sahtekarligin orani yüzde 11 iken banka içi islemlerin kapatilan kurumlarin basarisizligina katkisi yüzde 35'dir. Bu görüs 1990'larin basinda yasanan banka iflaslari ile ilgili Amerikan Genel Muhasebe Ofisi (GAO) tarafindan yapilan bir dizi çalisma ile de onaylandi. GAO'nun ‘ Banka Içi Islemler' (1994) isimli raporunda, GAO 1990 ve 1991 yilinda yasanan 228 banka iflasinin yüzde 61'lik (175 Banka) büyük bir bölümünün banka içi islemlerle baglantili olabilecegini buldu. Banka içi problemlerle iliskili olduguna dair deliller bulunan 175 bankanin varliklari toplami 33.7 milyar dolar veya bu iki yillik dönemde iflas eden tüm bankalarin toplam varliklarinin yaklasik yüzde 43'dür. Federal Mevduat Sigorta Kurumu'na (FDIC) neden olduklari zararlar 5.4 milyar dolara veya iki yillik dönemde toplam zararlarin yüzde 55'ine ulasti. Toplam 76 olayda veya arastirilan bütün bankalarin yüzde 26'sinda banka içi islemlerin bankalarin basarisizliklarinin temel nedeni oldugu açik bir sekilde belirlenebilmektedir. Iflas eden 286 bankanin yaklasik yüzde 90'ninda yönetimleri bankanin iflasina katkida buluna pasif ve duyarsiz yöneticilere sahip oldugu belirlenmistir. Banka içi aktivitelerin dogasi, sirketlere verilen uygun olmayan krediler, bir istirakin üye bankayi kontrol etmesi gibi bagli sirketlerle uygun olmayan islemler ayrica dogrudan sahtekarlik ve asiri tazminat gibi genis bir yelpazeyi kapsamaktadir. Yönetimin bozulmasi pek çok sekilde ortaya çikabilir ve GAO tarafindan yapilan liste spesifik kurumsal ve yasal kosullarda ortaya çikan yönetim hatalarinin sadece bir çesidini temsil etmektedir. Eger, yasadisi faaliyetlerden ve/veya finansal piyasalardaki artan karmasiklik gibi teknik faktörlerden kaynaklanan yetersiz yönetim yapisinin 1990'larin basindaki banka basarisizlilarinin kaynagi oldugunu varsayarsak, yönetimdeki bu tür bozulmalarin pek çok farkli sekilde ortaya çikabilecegini varsayabiliriz. Bu yüzden bir sonraki analiz gelismis kapitalist ülkelerde yönetim ve banka iflaslari arasindaki olasi iliskilere odaklanmaktadir.

 

1.sayı 2.sayı 3.sayı 4.sayı 5.sayı
6.sayı 7.sayı 8.sayı 9.sayı 10.sayı

 

 

Anasayfa/Eski Sayılar/Sektörden/Kısa-Çeşit/Etkinlikler/Bankalarımız/

E-posta

Reklam Tarifesi/Okuyucu Profili/Abonelik/Künye