Ana Sayfa

Eski Sayılar

Sektörden

Kısa-Çeşit

Etkinlikler

Bankalarımız

E-Posta


Reklam Tarifesi

Okuyucu Profili

Abonelik

 

Künye

 


1.sayı 2.sayı 3.sayı 4.sayı 5.sayı
6.sayı 7.sayı 8.sayı 9.sayı 10.sayı

ÇİP KARTLARA BİR BAKIŞ

 

Marcus Janke ve Peter Laackmann ' dan , telefon kartı dolandırıcılığının , son yıllardaki değişimine bir bakış :

Bir çip kartı sistemi geliştirirken , uygulamanın teknik açıdan güvenli bir yaşam döngüsüne sahip olmasını sağlamaya yönelik karar ve tahmin aşaması, daima en zor aşamalardan biri olmuştur.

 Şimdilerde gelişen, dinamik güvenlik anlayışına göre, çipkart uygulamaları alanında 3 ile 5 arasındaki bir güvenli yaşam döngüsü, genelde gerçekçi olarak force edilmektedir. Bu süre geçmeden ilgili uygulama , yeni nesil hardware ve software ile upgrade edilmektedir.

Bazı durumlarda , optimum güvenliğin sağlanması , farklı kaynaklardan doğan birçok engel tarafından zorlaşmaktadır. Tüketici sektöründe güvenlik parayla ilgili bir sorunken, aynı zamanda güvenliğin limitleri de tüketici tarafından yapılan başvuruyla sınırlı kalmaktadır.

Her zaman için , müşterinin kabulüne ulaşmakta, yüksek güvenlik ideal olandır. Basının belirtiğine göre , son beş yıl içindeki olaylarda , beklenen güvenliğin, sadece yanılsaması ortaya çıkmış , bu da yeni çipkartı uygulamalarına olan güveni felakete varan boyutlarda azaltmıştır. Bu başlığın amacı, geniş bir alanda yıllardır süren uygulamaların sonucunda ulaşılan tecrübeyi analiz etmektir.

Simule edilmiş ilk telefon kartları 1993 gibi çok erken bir zamanda ele geçirilmişti bile.

Bu sistemler, plastik bir kart üzerine iliştirilmiş, ISO bağlantı bloklarına ince kablolarla bağlanmış tek board' lu ( kartlı) mikrobilgisayarlardan oluşmaktaydı. Daha az şüpheli simulatörlerin ticari üretimine yakın zaman sonra başlanılmıştı: 1995 yılında korsanlar, ilk sürüm telefon kartlarının güvenlik mantığını taklit edebilen mantık modüllerini tedarik etmişlerdi. Bu ürünler, gerçek telefon kartlarıyla aynı boyutta bir boardın yanısıra bir mikro işlemciyi de içeriyordu. Bu tarz ürünler yasadışı olarak satıldı, Bu sırada " hepsini kiralama ( hiring them out) " olayları da gözlemlendi.

Maksimum 0.8 mm kalınlığındaki boardların yapılması için üzerinde çok çalışılması gereken el işçiliği gerektiğinden, genel tahminler tüm Almanya ' da yalnızca birkaç yüz kartın yapılabildiği yönündeydi. Bu alanda atılan diğer adım, çok daha büyük bir tehlikeyi ortaya çıkarmıştı: 2 Ağustos 1996 'da 30.000 adet sahte kart ve bunları kişiselleştirmeye (personalize ) yarayan bir alet yakalandı/ ele geçirildi. Bu kartlar, ilk defa olarak , telefon kart çiplerini yeniden dizayn etmenin ve bunları yasadışı market için büyük oranlarda üretmenin mümkün olabileceğini göstermişti. Bu arada , özel şahıslar kart ve kamuya açık telefonlar arasındaki data protokolünü analiz ederek , ilk nesil telefon kart çiplerine simule edebilmişlerdir. " Eurochip" 'in tasdik edilme protokolünden sonra bu tarz müdahaleler artık mümkün değildir. - en azından günümüzde. Buna rağmen, modern çiplerin işleyişine yönelik bilgiler taklitçilerin eline başka yollardan da geçebilir. Örneğin, " Semiconductor Insights" isimli bir Kanada şirketi, telefon kartlarında kullanılan mikroçiplerin -detaylı dizayn analizlerini satmaktadır. Verdikleri planlara göre dökümanları , çiplerin devre planlarının tamamını ve sinyal diyaznını içermektedir.

Bazı suçlular telefon kartları üzerinde şarj için ayrılmış olan bölgeyi tekrar şarj etmeye yarayan bazı çip serilerindeki bir hatayı bularak kara borsadan " gri borsa"ya geçiş yaptılar. 22 basamaklı seri numarası olan borç kartları 1996 yılında piyasaya sürüldü. Bunlar UV - Aktif mürekkeple yazılmışlardı, çipin türü hakkında detayları içeriyordu, bu yüzden de South-After sürümünü almak kolaylaşıyordu.

Sonuçta normal olmayan iki gözlem zararın boyutunu ortaya çıkardı. Koleksiyoncular tarafından fazla değer biçilmeyen standart telefon kartlarını fiyatı talepteki ani artış yüzünden 5 (beş) Pfennig'den 20 kat fazlasına yükseldi. Aynı anda yeni telefon kartlarının satışı hissedilir oranda düştü.

Basına kayıplarını ilk bildiren satışlarının % 50'si ( yüzde elli)  telefon kartlarından oluşan toptancı şirket Tobacco oldu . Örneğin , bir Mönchengladbach şirketi Tobaccoland bu alandaki satışlarında %10 'luk( yüzde onluk) bir düşüş bildirdi.

Birkaç tane belli belirsiz kullanılmışlık işareti dışında , yeniden şarj edilmiş telefon kartları yeni telefon kartlarından ayırt edilemediğinden, bu kartlar tüm pazarda bir sirkülasyona ulaştılar. Bu kartları iyi niyetle almış insanlar da , yasadışı kullanımdan sorumlu tutulmadılar.

Genel kullanımdaki kartlı telefonların , son derece esnek(uyumlu) yapıları sayesinde , softwarelerinin herhangi bir zamanda yenilenebiliyor olmasından dolayı farklı farklı taklit kartların ortaya çıkmalarından hemen sonra hızlı bir şekilde bu taklitlere tepki vermek mümkün oldu. Yasadışı sistemeler ele geçirildiğinde , bunlar daha sonradan sahteleri elektronik olarak saptamada yararlanılan ipuçları olarak kullanıldılar. Almanya'da, - Hollanda'da da olduğu gibi- taklitler, zamanlama karakteristikleri( özellikleri) aracılığıyla ayırt edilebiliyordu. Çipleri elektronik olarak etiketleme yoluyla da , gerçek kartların tekrar şarj edilmesi problemine karşı koyuldu.

Bir kart ilk kez olarak kullanıldığında, kart üzerindeki pek fazla da kullanılmayan ek depolama alanları ( scratchpad) , halihazırda kullanımda olan bir kartı kimliklendirmek ve kullanımda olan birim sayısına dair verileri kaydetmek için kullanıldı . Birkaç sene önce telefon kartlarının geçerlik sürelerini kısıtlamak tartışmalı bir konuyken, günümüzde, eski çip nesillerinin güvenilir yaşam sürelerinin sona ermesinden sonra da kullanılmasının ( örn. çok sayıda taklidin pazara girmesiyle) önlenmesi gereği, geçerlik sürelerini kısıtlama sürelerini haklı çıkardı. Bu paralel olarak , Deutsche Telekom telefon kartlarının geçerliği Ekim 1988 'den itibaren üç yıl olmak suretiyle sınırlandırıldı.

 

Özel TV (Paralı,Ödemeli) Sektöründeki Uygulamalar

 

Özel-TV'lerin  dekoderlerinde kullanılan çipkartları halihazırda birçok ülkede geniş bir kullanım alanına sahipler. Bu alandaki avantajlar çok açık: Farklı operatörlerden çıkış yapan birçok kanal için sadece tek bir standart dekoder gerekiyor. Şifrelenmiş kanalları çözmek için kullanıcının sadece televizyon şirketlerinden sağlanabilecek çipkartlarına ihtiyacı var.

Yetkisiz insanların, televizyon programlarının şifrelerini çözmemeleri içinse , şifrelemekte kullanılan teknoloji belirleyici bir faktör. Bu güne kadar üç ayrı şifreleme teknolojisi nesli geliştirildi. Analog Sistemler, Melez S,stemler ve Dijital Sistemler.

 

ANALOG SİSTEMLER

 

Analog sistemler , normalden ( PAL, SECAM, NTSC ) sapmış durumda bulunan televizyon sinyallerinin televizyon tarafından orijinal imaja çevrilememesi esasına dayanmaktadır. Örneğin, senkronizyon sinyallerinin eksik olduğu bir durumda, sabit bir resim oluşturulması mümkün değildir.

Özel -TV'nin gerçek dekoderiyse bu sinyallari yerine koyarak , kullanıcının yararlanmasını sağlıyor. Analog sistemler " karıştırarak güvenliği sağla " prensibine dayanmaktadır. Böyle bir işletim sistemi kurmaksa oldukça kolay olduğundan, bunların kırılması da kolaydır ve geçmiş, bize bu sistemlerin güvenlikli yaşam süresinin oldukça kısa olduğunu göstermektedir. Bu tarz sistemler artık Almanya 'daki Özel- TV sektöründe kullanılmamaktadır.

 

MELEZ SİSTEMLER

 

Melez sistemlerde, televizyona gelen sinyal normal şeklindedir.Ancak görüntüleyici bir dekoder olmaksızın oluşturabileceği bir resim elde edememektedir. En basit metod, resmin satırlarını karıştırıp bu satırları değişik bir sırada transfer etmektdir. Bu data dekoder tarafından alındığındaysa resim satırların normal sırasıyla tekrar düzene konmaktadır. Bu sistemdeki bir mikroişlemci gönderilen datayı çözmenin yanısıra " abonelik" yönetimi de yapmaktadır. Bir kart mesela seçilebilecek bir bloke emriyle bloke edilebilir. " Videocrypt", "Eurocrypt" ( EN 50094) ve " Nagravisim" sistemleri geniş bir kullanım alanına sahiptir.

 Beklenilebileceği gibi bu yaygın kullanım alanı da çeşitli hile denemelerine maruz kalmıştır. Hele ki sahte Özel -TV kartlarını sağlayan insanlar çok büyük kazançlar sağlayıp , bunun için bir harcama yapmaları gerekmediğinden bu alandaki çalışmalar artmıştır. Dekodere gelen data akımları bir bilgisayar tarafından kaydedilmiştir.

 Bundan sonra ilk taklitler ortaya çıktı:

Bir PC'ye kabloyla bağlanarak kullanılabilen , çipkart benzeri boardlar.Bu konfigürasyonda PC bir çipkartın görevini görüyordu. Bunları daha sonraları, sadece kodun değişmesi gereken zamanlarda PC ile iletişim kurabilen daha küçük taklitler takip etti. Bunların üzerinde hakiki çipi taklit eden mikroişlemciler bu aygıtların kartlarına yerleştirilmişti ve TV dekoderin kendisindeki elektrikten yararlanıyordu.

Bundan sonra, teknolojik savaşlar yoğunlaştı: sistemleri geliştirenler , zaman zaman alışılmadık metodları da kullanarak korsanlardan bir adım önde olmak durumunda kaldılar. Bu metodların iki ana amacı vardı: Bir yandan , yeni mikroişlemcilerin kullanılmasıyla yeni taklitkerin yapımını zorlaştırmaya çalışırlarken , diğer yandan da , mali kaybı minimumda tutabilmek için sahteciliğin önünü almaları gerekiyordu. Çipkartları, TV kanalı aracılığıyla , kendi depolama alanlarını değiştirebilme yeteneği ile donatıldı. Ayrıca , taklit kullanıcılarının kullandıkları herneyse en fazla bir kaç hafta kullanabilmelerini sağlayan yeni bir çip daha eklendi . Korsanlar buna çok çabuk tepki verdiler ve yeni kodların elle girilmesini sağlayan klavyeye sahip bir simulatör-board ürettiler. Bununla karşılaşılınca bir üretici de kendi çip modüllerini iki ayrı mikroçip ile donattı: Normal mikroişlemci güvenliği artırmak için eklenen bir müşteri çipiyle ( ASIC) birleştirildi. Korsanlar da kelimenin tam anlamıyla bu tedbirin içini gördüler: X- Işını resimleriyle ikinci çipin modüldeki yerini belirledikten sonra , bunu mikroişlemciden ayırıp , küçük bir board ekleyerek taklit ettiler.

 Bu olaydan sonra, melez içerik daha fazla takip edilmedi. Üreticiler ve geliştiriciler yeni mikrokontrolcüler tarafından önerilen yeni olasılıklar üzerine konsantre oldular. Yine de , mikroçipler bir güvenlik modülü olarak kopya edilemese de hala bir müdahaleyi başarılı kılabilecek açık noktalar mevcut.

Modern Özel- TV uygulamalarında güvenliğin anahtar noktalarından biri de dekoder aracılığıyla , belirli kartlara yönelik seçimlik bloke emirleri göndermektir. Gereken emirler , videotekte benzer bir uygulamayla data olarak uygulanmaktadır. Bir dekoder , böyle bir sinyal aldığında , içindeki kartı kontrol etmektedir ve eğer kartın bloke edilmesi gereken  bir kart olduğunu saptarsa onu kullanıma kapalı hale getirmektedir. Hacker'larda , kartın kullanma tarihi geçtikten sonra bile kullanılabilmesi için , çalışmalarını kartın kullanıma kapanmasının engellenmesi yönünde yoğunlaştırmışlardır. Bu araştırmaların sonucu olarak " BlueBlock" olarak adlandırılan sistem ortaya çıkmıştır. Bu sistemin ana fonksiyonu çipkartı ve dekoder arasında bir filtre görevi görmektir. Yerleştirilmiş bir mikroişlemci , çipkartına yönelik bir data akışını gözlemektedir ve kullanıma kapatma komutu geldiğinde bunu daha ileriye transfer etmez. Bu işlem " ortadaki adam" müdahalesi olarak adlandırılmıştır. Mevcut güvenlik modülüne yönelik herhangi bir çarpıtma / hile içermeyen bu işlem , modül içindeki bilgi akımına karışır ve bunu değiştirir. Melez sistemlerin bir başka zayıflığı da programla birlikte gönderilen emirlerin , yayınla birlikte tüm müşterilere ulaşmasıdır. Her bir çipkartı aynı input ( girdi) değerini alırken kendine özgü bir output(çıktı) değeriyle yanıt verir. " Replay" adı verilen bir başka müdahale yöntemi de şöyledir : Gerçek bir karta sahip bir müşteri, bir film boyunca gönderilen input ve output değerlerini bir PC aracılığıyla kaydederek bunu başka insanlara gönderir ( örn. Internet aracılığıyla) Bir videoda gönderilen verileri kaydedeceğinden, film bir dekoder vasıtasıyla izlenirken PC'de kaydedilen input-output değerlerimi dekodere göndermek için kullanılır.

Bu prosedür de facto bir " norm" olan VCL ( videocrypt Logfile) ile geniş bir kullanım alanına ulaştığını kanıtlamıştır.

Yukarıda anlatılan metoda karşı etkili bir önlem geliştirilse bile melez sistemlerin sonu yakın gelecekte gözükmektedir. Bunun nedeni, ek bilgiye ihtiyaç duymadığı halde , şifreli sinyallerin çözülmesini sağlayan hızlı imaj işleme sistemlerinin gün be gün artmasıdır. Her satırın tersini çabucak saklayıp yine de bunları orijinal formuna sokan programlar zaten mevcut. Bunlar her ne kadar bir televizyon programını eş zamanlı olarak çözemese de, bunu yapabilme imkanı çok hızlı sinyal işlemcilerinin gelişmesiyle gerçeğe dönüşmek üzeredir.

 

 DİJİTAL SİSTEMLER

 

Dijital sistemler, data transferi için normal televizyon sinyallerini değil, dijital olarak sıkıştırılmış data akımları kullanırlar. Bir kaç ayrı televizyon kanalının bir data akımına sıkıştırılabilmesi, etkili şifreleme yöntemlerini de ortaya çıkartmıştır. Melez sistemlerde , görüntü bilgisi karıştırılmış satırlar şeklinde aktarılırken dijital sistemler tamamen şifrelenmiş data akımı aktarırlar. İyi geliştirilmiş imaj işleyiciler bu noktada devre dışı kalırlar. Ayrıca , tamamen şifrelenerek gönderilen data , cryptoanalytical !!!!?? metoddan çok daha yüksek potansiyeli demektir. Özel TV sistemeleri arasındaki standartlaşma eğilimi de olumlu bir etki oluşturmaktadır: Varolan ve gelecekte varolacak olgular , esnek bir yapıya sahip olan , hem görüntü hem de ses taşıyabilen değişik standartlarda MPEG-Z işlemiyle sıkıştırılmış " data container" içeriğinde olduğu gibi , DVB ( dijital video yayını ( broadcast)) ile örtülebilir.

 

1.sayı 2.sayı 3.sayı 4.sayı 5.sayı
6.sayı 7.sayı 8.sayı 9.sayı 10.sayı

 

 

Anasayfa/Eski Sayılar/Sektörden/Kısa-Çeşit/Etkinlikler/Bankalarımız/

E-posta

Reklam Tarifesi/Okuyucu Profili/Abonelik/Künye