![]() ![]() ![]() |
|
|
İNTERNET
VE HUKUK
(İnternet Ve Hukuk Konferansı’
ndan) 1.
GİRİŞ “İnternet
ve Hukuk” konulu bu konferansta “Fikir
ve Sanat Eserleri Kanunu” çerçevesinde konu ile ilgili görüş ve değerlendirmelerimi
açıklayacağım.
Bilindiği gibi, 5846 sayılı Fikir Ve Sanat Eserleri Kanunu 05.12.1951
tarihinde yasalaşmış olup, 01.01.1952 tarihinden itibaren yürürlüktedir. Söz
konusu yasada 1983 yılında ve 1995 yılında olmak üzere bazı değişiklikler
yapılmıştır. Yasa şu an ki mevcut haliyle ve genel anlamda fikir ve sanat
eserleri üzerinde çağdaş bir koruma sağlamakla beraber son yıllarda baş döndürücü
bir hızla yaşanan teknolojik gelişme ve yayılmalar sonucu özellikle
internet alanında bazı eksikliklerin varlığı kuşkusuzdur.
Gerçekten, fikir ve sanat eserlerinin internet ortamında nasıl
korunacağı önemli bir hukuksal meseledir. 5846 sayılı yasada yer alan düzenlemeler
uyarınca koruma genel anlamda hukuk ve ceza davaları olarak iki türlü sağlanmaktadır.
Bu hususa değinmeden önce, konunun temelini teşkil eden bazı kavramları
kanunun sistematiği içinde açıklamakta yarar görüyorum. 2.KANUNDA
ESER KAVRAMI
Birinci
maddede, “ Bu kanuna göre eser, sahibinin hususiyetini taşıyan ve aşağıdaki
hükümler uyarınca ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eseri
sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulüdür” denilmektedir. Bu ifadeye göre eser niteliğinin tespitinde iki şart aranmaktadır. Birincisi,
eser sahibinin özelliğini taşımalıdır. Yani, bağımsız bir fikri
çalışma sonucu olmalı ve sahibinin yaratıcılığını yansıtmalıdır. Bu
anlamda, herkes tarafından yaratılacak mahiyette olmamalıdır. Bu husus sübjektif
şart olarak isimlendirilmekte olup, doktrin ve uygulamada tartışmasız kabul
edilmektedir. Eserin türüne göre sahibinin özelliğini taşıyıp taşımadığı
güzel sanat eserlerinde olduğu gibi kimi zaman şekil açısından ortaya çıkar,
kimi zaman da içerikten anlaşılır. Önemli olan, eserin, sahibinin bağımsız
fikir emeğinin ürünü olmasıdır. Bazı fikir ve sanat eserleri sahibinin
yaratıcılığını açıkça yansıtır. Bazılarında ise bu özellik
nispeten daha zayıftır. İkinci şart şekle ilişkin şarttır. Buna
göre eser kanunda sayılan
kategorilerden (türlerden)
birinin kapsamı içinde nitelendirilmelidir. Kanunun 2 ile 5. maddeleri
arasında içerik ve nitelikleri esas alınarak belirtilen eser türleri şunlardır: a- İlim ve Edebiyat Eserleri, (Dil ve yazı ile ifade edilen eserler, söylevler,
bilimsel eserler, bilgisayar programları ile bir sonraki aşamada program
sonucu doğurması koşuluyla bunların hazırlık ve tasarımları, rakslar,
pandomimalar, bale, sözsüz sahne eserleri, bilimsel ve teknik nitelikteki fotoğraflar,
haritalar, planlar, projeler, krokiler, resimler, maketler, mimarlık
ve şehircilik tasarımları, sahne
tasarımları bu kategoride sayılabilir) b- Musiki
Eserleri, (Her nevi sözlü ve sözsüz besteler) c- Güzel
Sanat Eserleri, (Resim ve tablolar, desenler, güzel yazı ve tezhipler, gravürler, çeşitli
usullerle maden, taş, ağaç gibi maddelerin üzerine yapılan eserler,
kaligrafi ve serigrafi, heykeller, kabartma ve oymalar, mimarlık eserleri, el işleri,
tekstil ve moda tasarımları, fotoğrafik eserler ve slaytlar, grafik eserler,
karikatürler gibi) d- Sinema Eserleri, (Sinema filmleri, öğretici ve teknik mahiyette
olan veya günlük olayları tespit eden filmler, her nevi ilmi, teknik veya
bedii mahiyette projeksiyon diapozitifleri) Ayrıca, yasanın 6. maddesinde işleyenin özelliğini
taşıyan “İşlenmeler”in de eser olarak kabul edileceği belirtilmiştir. İşlenme
eser, var olan asıl esere sadık kalarak onu başka bir şekle dönüştürme
çabasıyla yaratılan eserdir.
Kanunun 6. maddesinde 11 bent halinde işleme eser örnekleri sayılmıştır. Bu örneklerden bazıları; tercümeler, roman, hikaye, şiir, piyes gibi bir eserden
yararlanılarak oluşturulan bir başka eser, musiki, güzel sanat, ilim ve
edebiyat eserinden filme alınarak radyo ve televizyonla yayına müsait hale
getirilenler, müzik aranjman ve tertipleri, külliyatlar, antolojiler, seçme
ve toplamalar, henüz yayınlanmamış bir eserin yayınlanmaya elverişli hale
getirilmesi, bir eserin izah veya şerhi yahut kısaltılması, bilgisayar
programlarının işlenmesidir. İşlenme eserde eserin aslına sadık kalınmalı,
fakat aynı zamanda işleyenin özellikleri eserde bulunmalıdır.
Sonuç olarak, fikir ve sanat ürününün eser olarak kabul edilebilmesi
için sahibinin özelliğini taşıması yanında kanunda belirtilen bu eser
kategorilerine girmesi gerekmektedir. Ancak, eser niteliğine sahip ürünler
kanunda belirtilen korumalardan yararlanabilir. Dolayısıyla, öncelikle ürünün
eser olup olmadığının tespiti gerekir. 3.ESER
SAHİBİ Kanunun
8. maddesinde eser sahibi, eseri meydana
getiren olarak belirtilmektedir. Eser yaratılmış olunca yaratan kişinin
eser sahipliği kendiliğinden doğar. Bir
eserin birden çok kimse tarafından oluşturulması da mümkündür. Yasaya göre
birden fazla kimsenin yaratıcı fikri emekleri ile meydana getirdikleri eserin
kısımlara ayrılması mümkün ise kişilerden her biri meydana getirdiği kısmın
sahibidir. (örnek olarak, ansiklopedi, lügat, yıllık, gazete, dergi gibi yayınlar
sayılabilir.) Bu halde bir anlamda müşterek eser sahipliğinden söz etmek mümkün
olup, herkes eserin kendine ait kısmı üzerinde hak sahibidir. Buna karşılık,
meydana getirilen eserin tamamı üzerindeki haklar eseri meydana getiren eser
sahiplerinin tümüne aittir. Dolayısıyla, hakların kullanılması için
oybirliği gerekmektedir. Oybirliğinin eser sahiplerinden birinin haksız
tutumu ile sağlanamaması halinde yetkili mahkemeden izin alınabilir. Kanunun
10. maddesinde ise bir anlamda iştirak halinde eser sahipliği olarak
nitelendirilebilecek durum düzenlenmiştir. Buna göre “birden fazla
kimsenin iştirakiyle vücuda getirilen eser ayrılmaz bir bütün teşkil
ediyorsa, eserin sahibi, onu vücuda getirenlerin birliğidir”. Bu gibi
eserlerde katkıda bulunanların çabalarını bir diğerinden ayırt etmek mümkün
değildir. Bu durumda, eser sahipliği kişilerde değil, kişilerden oluşan
birliktedir. Kanunda yapılan atıf sebebiyle bu birliğe Borçlar Kanunu’nun
adi şirket hakkındaki hükümleri kıyasen uygulanır. Bu halde de, eser üzerindeki
hakların kullanılması bütün eser sahiplerinin oybirliği ile mümkündür.
Eser sahiplerinden birinin haklı bir sebep olmaksızın yapılacak işleme izin
vermemesi durumunda yetkili mahkemeye başvurarak bu iznin alınması mümkündür. Ayrıca,
1995 yılında yapılan değişiklikle sinematografik eserlerde yönetmen, özgün
müzik bestecisi ve senaryo yazarının eserin birlikte sahibi olduğu hususu
kanunda açıkça belirtilmiştir. İşlenme
eserlerde ise, işlemeyi yapan kişi asıl eser sahibinin haklarının saklı
kalması kaydıyla eser sahipliğini kazanmakta olup, bu haklarını ancak asıl
eser sahibinin izin verdiği ölçüde kullanabilir. Öte
yandan, eser sahipliği konusunda kanunda bazı karinelere de yer verilmiştir.
8. maddenin 2. bendine göre, aksi sözleşmeden veya işin mahiyetinden anlaşılmadıkça,
memur, hizmetli ve işçilerin işlerini görürken meydana getirdikleri
eserlerin mali hak sahibi bunları çalıştıran veya tayin eden gerçek veya tüzel
kişilerdir. Bundan
başka, yayımlanmış eser nüshalarında veya bir güzel sanatlar eserinin aslında,
o eserin sahibi olarak adını veya tanınmış takma ismini kullanan kimse o
eserin sahibi sayılır. Sahibinin adının belirtilmediği eserlerde hak sahibi
eseri yayımlayan veya çoğaltan kişilerdir. Yine
karine olarak, umumi yerlerde veya radyo televizyon aracılığı ile verilen
konferans ve temsillerde eser sahibi olarak tanıtılan kimse o eserin sahibi
sayılır. Böyle bir ortamda eser sahibinin adı belirtilmemişse kanundaki
karineye göre konferansı veren veya temsili icra ettiren eser sahibidir. 4.KANUNDA
YER ALAN FİKRİ HAK TÜRLERİ
Kanunda eser sahibine tanınan hakları belirtmeden önce, tek bir cümleyle
fikri korumanın gündeme gelebilmesi için
eserin aleniyet kazanmış olması gerekliliğini de belirtmek istiyorum.
Eser, hak sahibinin rızasıyla umuma arz edilince alenileşmiş sayılmaktadır.
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda eser üzerindeki haklar mali hak ve
manevi hak olmak üzere ikiye ayrılmıştır.
Manevi haklar; 1-
Eseri kamuya
(topluma) sunma hakkı, (eserin kamuya sunulup sunulmayacağına, sunulma zamanı
ve tarzına karar verme hakkıdır) 2- Eser sahibinin adını belirtme hakkı, 3- Eserde değişiklik yapılmasını yasaklama hakkı, (buna eserin bütünlüğünü
koruma hakkı da denir) 4- Eser
sahibinin malik ve zilyede karşı haklarıdır. (cismi eserden yararlanma gibi)
Eser sahibinin mali hakları (eserden iktisadi açıdan yararlanma
yetkisi) ise; 1- İşleme
hakkı, 2- Çoğaltma
hakkı, 3- Yayma
hakkı, (çoğaltılmış nüshaları dağıtmak,kiralamak, satmak gibi) 4- Temsil
hakkı, (eserin okunması, oynanması, çalınması ) 5- Radyo ile yayım hakkı, (Bir
de FSEK madde 45 ‘de belirtilen “pay ve takip hakkı” vardır. Ancak
konuya ilişkin kararname çıkarılmadığından uygulaması yoktur.) Bunlardan
başka, 1995 yılında yapılan değişiklik ile “komşu hak” kavramı
yasaya girmiş bulunmaktadır. Kanunun 80. maddesine göre “ eser sahibinin
maddi manevi haklarına halel gelmemek şartıyla, fikir ve sanat eserlerini özgün
bir biçimde icra eden, yorumlayan icracı sanatçılarla bir icrayı ilk defa
tesbit eden ses taşıyıcısı yapımcıları ve radyo – televizyon kuruluşlarının,
eser sahibinin haklarına komşu hakları vardır.” Dolayısıyla komşu
hak sahipleri; 1-
İcracı sanatçılar, 2-
Yapımcılar, 3-
Radyo ve
televizyon kuruluşlarıdır. Son olarak belirtmek gerekir ki, eser kavramına girmediği halde kanuni
koruma içine alınan çeşitli kavramlarda kanunda ayrıca belirtilmiştir. 1- Bunlar, eser nüshalarına ait ad, alamet ve şekiller, 2- İşaret, resim ve sesler, 3- Mektup, hatıra ve benzerleri, 4- Resim ve portrelerdir.
Bir eserin sahibi onu yaratan, meydana getiren olduğundan sayılan
hakları kullanma yetkisi de bu kişiye aittir. Eser sahibi mali haklarını yazılı
bir şekilde başkalarına sınırlı veya sınırsız olarak devredebilir. Bu
nedenle bir eseri kullanabilmek için eser sahibi veya haklarını yazılı bir
şekilde devrederek yetki verdiği kişilerden izin alınması ana kuraldır.
Ancak bu kuralın bazı istisnaları da kanunda belirtilmiştir. Gerçekten, FSEK madde 30’da belirtilen şu hallerde
fikri haklar sınırlandırılmıştır. · Kamu
yararı amacıyla, genel güvenlik gerekçesi ve adli amaçlarla çoğaltılabilir. · Mevzuat
ve içtihatlar, genelge, yönetmelik ve mahkeme kararlarını çoğaltmak
serbesttir. · TBMM
ve diğer kongre ve toplantılar ile mahkemelerde söylenen söz ve nutuklar
serbestçe çoğaltılabilir, · Yayımlanmış
eserler umumi mahallerde eğitim, öğretim ve hayır amacıyla temsil
edilebilir –temsil serbestisi-, · Eserin
bazı bölümlerin, belli olacak şekilde kaynak gösterilerek iktibası yapılabilir. · Basın
ve radyo tarafından umuma yayılmış günlük haber ve bilgiler, basın özetleri, · Röportaj
amacıyla eserin parçalarının alınması ve çoğaltılması serbesttir., · Yayımlama
ve kar amacı güdülmeksizin ve hak sahibinin meşru menfaatlerine zarar
vermeksizin kişisel kullanım amacıyla çoğaltma mümkündür. · Umumi
mahallere konulan güzel sanat eserlerini fotoğraf ile çoğaltma, yayma, yayımlama
serbesttir. Ayrıca açık arttırma ile satılacak eserler teşhir edilebilir. ·
Umumi mahallerde
gösterilmek üzere çoğaltılmış nüshaların çalınması, gösterilmesi ve
temsili mümkündür. 5.
İNTERNET VE FİKİR VE SANAT ESERLERİ ÜZERİNDEKİ HAKLAR
İletişim
ağlarının birbirleriyle bağlantısından oluşan internetin temel işlemi ağ
içinde çift yönlü bilgi aktarımıdır. Bu şekilde bir bilgisayardaki
dosya, program veya mesaj diğer bilgisayara gönderilebilmektedir. Bu bilgi
iletimi internet protokolleri ile düzenlenmiş
kurallara uygun yürütülür. İşte internet ortamında gerçekleştirilen bu
aktarım dolayısıyla telif haklarına aykırılık söz konusu olabilir.
A- İnternet ( web ) Sayfalarının Fikri
Haklar Kapsamında Korunması i-İnternet (web) sayfası bir
eser midir?
İnternet (web) sayfası teknik anlamda bir bilgisayar dili olan html ( hiper
text markup language) dökümanıdır. Bu dil ile, çeşitli metin, grafik,
resim ve sesleri web sayfasında sunmak mümkündür. Web sayfası hazırlanırken
bilgisayar programlarından da yararlanılır. (örneğin; nescape compuser gibi
editör programı ). Web
sayfalarının meydana getirilmesi bir fikri bir emek ürünüdür. Gerçekten,
önce sayfanın kullanımının işlevselliğine ve kolaylığına yönelik ve
sonra da buna uygun grafik tasarımın
hazırlanması tamamıyla yaratıcı bir süreçtir. Bu itibarla, fikri emek ürünü
olan web sayfası 5846 sayılı
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda yer alan ve yukarıda konuşmamın ilgili bölümünde
belirttiğim şartları taşıması halinde “eser” sayılacak ve kanundaki
korumalardan yararlanacaktır. Bunun için, web sayfası, hazırlayan kişinin
yaratıcı gücünü ve özelliğini taşımalı ve böylece diğer eserlerden
ayrılmalıdır.
Bu noktada
belirtmek gerekir ki, internet sayfası, kanunda şekil şartı olarak sayılan
kategorilerden madde 2 / 1 ‘deki ilim ve edebiyat eserleri arasında
belirtilen bilgisayar programları ve tasarımları kapsamında değerlendirilebilirse
de gerçekte web sayfası teknik anlamıyla bir bilgisayar programı değildir.
Bu konuda, internet sayfalarının oluşturulmasında kullanılan
html kaynak kodlarının bilgisayar programı olduğu ve bu nedenle FSEK
anlamında eser sayılacağı da ileri sürülmektedir.
Ama kesin olan, web sayfasının grafik tasarımının, FSEK’nun güzel
sanat eserleri başlıklı 4. maddesinin sayılan
grafik eser olarak FSEK kapsamında korunacağıdır. Dolayısıyla
internet sayfasının grafik tasarımının
koruma kapsamında olduğunu açıkça söyleyebiliriz. Bunun
yanında, web sayfası içeriğinin de koruma altında olup olmayacağının
tespiti için, sayfanın içeriğinde yer alan çeşitli unsurları incelemek
gerekir. Gerçekten, web sayfasının içinde yer alan metin, fotoğraf,
resim, hareketli veya hareketsiz görüntünün kendisi eser niteliği taşıyabilir.
Bu özellik ise karşımıza FSEK madde 6 ‘da yer alan işlenme eser kavramını
çıkarmaktadır.( Madde 6 / 7 : “ belli bir maksada göre ve hususi bir
plan dahilinde seçme ve toplama eserler tertibi” ) Dolayısıyla, içeriği
itibariyle web sayfasının işlenme eser olarak kabulü mümkündür. Yanısıra
bu noktada, eserin aslı ile web sayfasında yer alan şeklinin aynı olup olmadığı
konusuna değinmek gerekir. Çünkü, eser, web sayfasında digital hale dönüştürülmüş
ve sayısal kodlarla ifade edilmiştir. Digital hale getirmek FSEK madde 6 / 1
anlamında tercüme olarak da değerlendirilip, yorumlanabilir. Bu yaklaşım da
bizi web sayfasının bir “eser” olduğu sonucuna götürecektir. Fikri
ürün olarak web sayfası, internet ortamında şekillendirilip ortaya çıkarılınca
yani yukarıda değinilen aleniyet olgusu gerçekleşince FSEK’nun koruma
kapsamına girer. ii-İnternet Sayfasının Eser
Sahibi Yukarıda ilgili bölümde belirtilen FSEK genel kuralı
uygun olarak, internet sayfasının sahibi
onu yaratan kişidir. Bu kişi aynı zamanda web sitesinin sahibi ise bu konuda
herhangi bir tereddüt ve sorun yaşanmayacaktır.
İnternet sayfasının eser sahipliğinde diğer bir
ihtimal ise, internet sayfasının site sahibi tarafından üçüncü kişilere
yaptırılması halidir. Bu durum FSEK madde 8’e göre değerlendirilmelidir. Web
sayfası kanunda belirtildiği şekilde çalıştıran ve tayin eden olan gerçek
veya tüzel kişinin işçisi veya hizmetlisi tarafından yapılmış olursa
aksi bir sözleşme ile düzenlenmemişse veya işin mahiyetinden anlaşılmıyorsa,
siteyi hazırlayan kişi, eserin sahibi olmakla birlikte eserden kaynaklanan
mali haklar ve her türlü yararlanma, kullandırma ile devir hakları çalıştıran
veya tayin eden işverene ait olur.
Taraflarca düzenlenen bir sözleşmenin bulunması, yani internet sayfasının
akdedilen bir sözleşmeye istinaden site sahibi tarafından bir üçüncü gerçek
veya tüzel kişiye hazırlatılması halinde
eser sahibinin tespiti bakımından öncelikle sözleşme serbestisi gereği
tarafların arasındaki yazılı sözleşmeye bakılır. Sözleşmede
haklar açıkça site sahibine devredilmemişse mali haklar internet sayfasını
meydana getiren gerçek veya tüzel kişiye ait olacaktır. Diğer bir olasılık
olarak sözleşme ile mali hakların site sahibine devredilmiş olabilir.
(örnek sözleşmeden ilgili maddeyi oku !) Bazı
durumlarda ise, servis sağlayıcı web sitesinin hazırlanmasını da taahhüt
eder. Bu son şıkta ise, doğal olarak çalıştıran ve tayin eden ilişkisi
olmadığından telif hakkı servis sağlayıcı şirkete ait olacaktır. Servis
sağlayıcı şirket bu işi bir üçüncü kişiye yine çalıştıran ve tayin
eden sıfatı olmadan yaptırmış ise, telif hakkı da, aksine bir sözleşme
olmadıkça, hazırlayan yaratıcıya ait olacaktır. B -Fikir Ve Sanat Eserlerinin İnternet Ortamında Korunması İnternet sayfasının içeriğinde
eser niteliği taşıyan metin (şiir, hikaye, makale, deneme),
müzik, hareketli ve hareketsiz görüntüler ile ilim veya edebiyat eserlerine
yer verildiğini görmekteyiz.
Dolayısıyla bu bağımsız eserlerin internet ortamında korunması sorunu gündeme
gelmektedir. Kural olarak,
site ve içerikte kullanılan eserlerin, hak sahiplerinden, bu
eserlerin web sayfası içinde kullanımı ve iletimi konusunda FSEK
madde 52 uyarınca yazılı bir sözleşme ile izin alınmış olunmalıdır.Aksi
halde, telif hakkı ihlali söz konusu olacak ve kişi hazırladığı web
sayfası ile FSEK’na muhalefet ettiğinden kanunda öngörülen müeyyidelerle
karşı karşıya kalacaktır. Bundan başka, web sayfası içeriğinde eser niteliği taşıyan veri
tabanlarına da yer verilebilir. Veri tabanı, sistematik (metodik) olarak
organize edilmiş, elektronik ve diğer yollarla bağımsız olarak erişilebilir
veri veya diğer materyalden oluşan derleme olarak tanımlanmaktadır.
Uluslararası alanda veri tabanlarına mevcut fikri hak düzenlemelerine
ilaveten özel bir koruma tanınması görüşü günde gelmiş ve 1995 yapılan
değişiklikle veri tabanı işlenme eser olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla,
FSEK kapsamında korunan veri tabanını web sayfasında kullanmak için de hak
sahibinden bu yönde yapılmış yazılı bir sözleşme ile izin alınmalıdır.
Bu yapılmazsa FSEK’na muhalefet suçu oluşur.
i. Fikir ve sanat eserinin internet ortamında eser
sahibinin rızası alınarak kullanıcılara sunulması FSEK
madde 52 gereğince, mali haklar üzerindeki her türlü sözleşme ve tasarruf
işlemi yazılı olarak yapılmalıdır. Bu geçerlilik şartıdır. Ayrıca, sözleşmede
taahhüt edilen veya tasarruf konusu mali haklar ayrı ayrı gösterilmelidir.
Bu husus da geçerlilik şartı olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla
internet sayfası içeriğinde kullanılan eserlerin, hak sahiplerinden,
bu eserlerin web sayfası içinde kullanımı konusunda ( internetle
umuma iletim hakkı konusunda) FSEK madde
52 uyarınca yazılı bir sözleşme ile izin alınmış olmalıdır. (en sağlıklı
yol söz konusu sözleşmede eserin internet ortamında kullanılacağı
hususunun açıkça belirtilmesidir) Bir
eserin ilk defa internet sayfasında internet ortamına aktarılması ve
internet kullanıcılarının bilgilerine sunulması FSEK madde 14 anlamında
“umuma arz” olarak kabul edilir. Umuma arz yetkisi münhasıran eser
sahibine aittir. Eser sahibi bu hakkın kullanımını FSEK madde 48 gereğince
üçüncü kişilere devredebilir veya yetki verebilir.. Eser
sahibinin onayı ile eserin internet ortamına aktarılması, eser sahibinin
kanunda belirtilen diğer manevi ve mali haklarından feragat ettiği anlamını
taşımaz. Ancak
internet ortamındaki bir eserin üçüncü kişilerin (internet kullanıcılarının)
müdahalesine açık olması sebebiyle eser sahibinin internet ortamına kullanım
izni ile birlikte böyle bir müdahaleye de izin vermiş olduğu söylenebilir.
Gerçekten, eserini internet ortamında kullanıcıların hizmetine sunan veya
buna muvafakat eden eser sahibinin, en azından şahsi kullanım için yükleme
yoluyla bir çoğaltmaya izin vermiş olduğu kabul edilmelidir. Zaten, FSEK
madde 38’e göre şahsi kullanım amacıyla eserin çoğaltması
sahibinin meşru menfaatine zarar vermeme şartıyla mümkündür. Ancak,
internet ortamından yükleme yoluyla çoğaltılarak elde edilen bir eserin başka
vasıtalarla çoğaltılması hak ihlali teşkil eder.
İnternet
ortamında kopyalama (yükleme) belirli şartlara, özellikle belirli bir ücret
ödenmesi kaydına bağlanabileceği gibi, kopyalamayı önleyici teknolojik
imkanlar da kullanılabilir. Böyle bir durum varsa konulan bu sınırlamaların
aksine yararlanma, sahibinin meşru menfaatine zarar vereceğinden hakkın
ihlali olacaktır. Bu
noktada bilgisayar programlarının yüklenmesi, görüntülenmesi, çalıştırılması,
iletilmesi ve depolanmasını çoğaltma hakkı kapsamına alan
ve bunların sadece eser sahibine ait olduğunu belirten FSEK madde 22 /
3 hükmü karşısında, bilgisayar programının sahibinin izni ile internet
ortamına taşınmış olması halinde çoğaltılmasının hak ihlali olmayacağı
da ortadadır. Bu
alandaki bir başka dikkat edilmesi gereken konu ise, FSEK
madde 50’ye göre bu tip sözleşmelerin eser yaratıldıktan sonra devrini
taahhüt eden tasarruflar şeklinde yapılması gerekliliğidir. İnternet
sayfası içeriği ve tasarımı zaman zaman güncelleşme gerektirdiğinden
yukarıda belirttiğimiz gibi yaratıcıların yarattığı eserde ve veri tabanında
değişiklik söz konusu olabilir. Eserde değişiklik yapma hakkı da sadece
eser sahibine ait olduğundan eseri internet ortamında kullanma
hakkını alan kişinin, sözleşme ile eserde bu anlamda değişiklik
yapma yetkisini alması yerinde olacaktır.
Müzik
eserlerinin internet ortamında kullanılması hususunda lisans sözleşmesinde hüküm olmalıdır. Bunun yanında
meslek birlikleri ile telif hakkı konusunda sözleşme imzalamak da mümkündür.
ii.Fikir ve sanat eserinin internet ortamında eser
sahibinin rızası alınmadan kullanıcılara sunulması Bir
eserin, hak sahibinin onayı olmaksızın internet ortamına taşınması ve bu
suretle umuma arzı eser sahibinin
kanunda belirtilen manevi ve mali haklarının (özellikle çoğaltma ve yayın
hakkının) ihlâli anlamını taşıyacaktır. Böyle
bir durumda tazminat ve ceza davaları söz konusu olur. Eser
veya hak sahibi ile arasında kanunun aradığı şartları taşıyan bir sözleşme
bulunan kişinin söz konusu eseri internet ortamında kullanabilmesi için bu
amaca yönelik hak devrinin sözleşmede açıkça belirtilmesi gerekir. Örneğin,
bir eseri kitap olarak yayımlama konusunda sözleşme ile hak sahibi bulunan kişi
bu eseri internette kullanırsa yine FSEK’na muhalefet etmiş (yani,
telif haklarını çiğnemiş) olacaktır. Çünkü; FSEK madde 52 uyarınca
devredilen haklar sözleşmede ayrı ayrı gösterilmelidir. Burada
karşımıza şöyle bir durum çıkabilir. Taraflar arasında yapılan hak
devri sözleşmesinde sözleşme konusu eserin genel bir ifade ile her tür çoğaltma,
yayma veya yayın hakkından söz edilmişse bu ifade interneti de kapsar mı? Bu
konuda olumlu ve olumsuz görüşler dile getirilmektedir. Bir görüşe göre,
böyle bir durumda sözleşmenin bütünü değerlendirilerek, taraflarca
internet kullanımının devrinin amaçlanıp amaçlanmadığının tespitine çalışılmalıdır.
Bu doğrultuda, sözleşme ile yayma ve çoğaltma hakkının mevcut olan tüm
araç ve şekillerde devredildiği
sonucuna varılıyorsa buna internet de dahildir. Ancak, az önce belirttiğim
gibi, sözleşmeden belirli ve sınırlı şekil ve vasıtalarla hakkın
devrinin amaçlandığı anlaşılıyorsa (örneğin, kitap olarak yayım hakkı)
bu devir internette kullanım hakkını kapsamaz. Bu
yaklaşım ve genişletici yorum internet kullanımı ve sunumunun bu denli
artmadığı ve güncel olmadığı geçmiş yıllarda yapılmış bulunan sözleşmeler
açısından hak devreden eser sahibine mağduriyetler yüklediği hususunda eleştirilmektedir. Eserin
internet ortamında hak sahibinin rızası dışı kullanımı halinde kanunda
belirtilen tecavüzün ref’i, tecavüzün men’i ve tazminat davaları gündeme
gelebilir. Hak ihlalinin internet ortamında işlenmiş olması,
olayın özelliklerine göre bazı güçlükler çıkarabilirse de, genel
anlamda FSEK koruyucu hükümlerin aynen uygulanacaktır. Tazminat
sorumluluğu açısından sorumluluk ilke
olarak içerik sağlayıcılara (web sayfası sahibi) aittir. Sadece internet
erişimini sağlayan (access provider), yani başkalarına ait içeriklere ulaşılmasına
sadece aracılık edenlerin sorumlu tutulmaları söz konusu olmayacaktır.
Ancak, başkalarının hazırladığı
içeriği hizmete sunanların (service provider), içerikten haberi olması ile
içeriği teknik olarak denetleyebilmesi durumlarda engelleme imkanının
bulunduğundan söz edilerek sınırlı sorumluluğu gündeme gelebilir. İnternet
ortamında hak ihlali hukuk davaları dışında ayrıca ceza davasına da konu
olacağından burada cezai sorumluluğun tespiti gerekir. 5.HAKLARIN
DAVA YOLUYLA KORUNMASI
A- Hukuk Davaları
Kanunda mali ve
manevi hakların ihlali durumunda üç hukuk davası öngörülmüştür.
Bunlar: 1-
Tecavüzün ref’i davası, 2-
Tecavüzün men’i davası, 3-
Tazminat davasıdır. 1-Tecavüzün ref’i davası
: Mali ve manevi hakları tecavüze uğrayan
kimse tecavüz edene karşı tecavüzün kaldırılmasını dava edebilir.
Burada başlamış ve devam etmekte olan bir saldırı (tecavüz) hali söz
konusudur. Amaç, varolan ve devam eden bir saldırının yani hukuka aykırılığın
ortadan kaldırılmasıdır. Bu davanın açılabilmesi için, saldırının
haksız olması yeterlidir. Ayrıca tecavüzde bulunanın (saldırganın)
kusurlu olması gerekmez. Dava için saldırı dolayısıyla bir zararın doğması
da gerekmez. Bir zarar olmasa da, salt haksız saldırının varlığı karşısında
bu dava açılabilir. Fakat, saldırı
dolayısıyla bir zarar doğmuşsa, davacı saldırının kaldırılmasından başka
maddi ve manevi tazminatla zararın giderilmesini isteyebilir. Eğer, saldırı
kaldırıldıktan sonra zarar ortaya çıkmışsa, bu zararın giderilmesi ayrı
bir tazminat davasıyla istenir.
Bu davayı eser sahibi gerçek veya tüzel kişi, bunların olmaması
durumunda kanunun hak sahibi saydığı vasiyeti tenfiz memuru, olmadığı
durumlarda sağ kalan eş ve çocuklar, mahsup mirasçılar, ana – baba ve
kardeşler açabilir. Mali hakları devralmış üçüncü kişi de bu davayı açabilir.
Bundan başka, madde 19 / son madde uyarınca saydığımız kişiler bulunmaz
veya bulunup da haiz oldukları kanuni yetkiyi kullanmazlarsa veya kanuni koruma
süresi sona ermiş ise ve eser memleketin kültürü bakımından önemli görülüyorsa
bu halde Kültür Bakanlığı’nın da tecavüzün kaldırılması için
dava açma hakkı vardır. Ayrıca, komşu hak sahibi olan icracı sanatçı,
yapımcı ve radyo – televizyon kuruluşları dahi bu davayı açabilirler. Bir yayın ile, birden fazla kişiye saldırılırsa, saldırıya
uğrayanlardan her biri, diğerlerinden bağımsız olarak saldırının
durdurulmasını dava edebilir. Bu dava sonucunda saldırı durdurulursa, bundan
diğerleri de yararlanır. Buna karşılık, mağdurlardan birisinin açtığı
davayı kaybetmesi diğerlerinin dava haklarını etkilemez. Eğer saldırgan
birden fazla ise, -ki internette içerik ve servis
sağlayıcılarla, siteyi yaratan ve yayınlayan kişiler vs. gibi birkaç
kişi birden sorumludur- dava içlerinden birine, bir kaçına veya hepsine açılabilir.
Tecavüzün kaldırılması davası tecavüz eden gerçek
kişiye karşı açılır. Eğer dava konusu tecavüz bir işletmenin çalışanı
veya tüzel kişi organı tarafından yapılıyor ise o takdirde dava işletmenin sahibine veya tüzel kişiye de karşı açılabilir.
Esasen, FSEK madde 66 / II ‘de yer alan bu hüküm Borçlar Kanunu’nda
belirtilen adam çalıştıranın sorumluluğu (BK madde 55) ve Medeni
Kanun’da yer alan tüzel kişinin sorumluluğu (MK madde 48)’in ayrıca bir
ifadesidir. Kanun bu tür davaların konusunu tecavüz edilen fikri
hakka göre açıklamıştır. Buna göre tecavüz manevi haklardan eseri kamuya
sunma hakkını ihlal eden nitelikte olabilir. Yani, henüz alenileşmemiş bir
eser, eser sahibinin rızası olmaksızın veya arzusuna aykırı bir şekilde
kamuya sunulursa ( örneğin eser çoğaltılarak yayımlanmış ise ) tecavüzün
kaldırılması davası açılır. Bundan başka eser sahibi adının yayımlanmış
eserde belirtilmesini istememesine rağmen adı eserde belirtilmişse yine bu
dava söz konusu olacaktır. Bunun tersi de olabilir. Yani, eser sahibinin adı,
yayımlanmış eserde ya hiç belirtilmemiş yada
karışıklığa yol açacak (iltibasa
meydan verecek) şekilde belirtilmiş ise, bu takdirde eser sahibi açacağı bu
dava ile yayımlanmış nüshalar üzerinde adının gerektiği şekilde
belirtilmesini ve bu yönde verilecek mahkeme kararının gazetede ilanını
isteyebilir. Bu
haller bir anlamda iktibas serbestisinin kötüye kullanılmasıdır. (örneğin
eğitim öğretim amaçlı seçme ve toplama bir esere alınan bir eserin eser
sahibinin adının belirtilmemesi veya yanlış belirtilmesi hali) Manevi haklara tecavüzün diğer bir şekli de, eserin değiştirilmiş
olması halidir. Değişiklikle eserin bütünlük ve özelliği ihlal edilmiş
olacaktır. Bu
hallerde, eser sahibi eserin değiştirilmiş nüshalarının çoğaltılmasının,
yayımı ve temsilinin durdurulmasını ve ayrıca eserin değiştirilmiş
haldeki nüshalarının düzeltilmesini ve eserin eski hale getirilmesini dava
konusu yapabilir. Ve yine kanun, değiştirilmiş eserin gazete, dergi veya
radyo ile yayımlanmış olması halinde, eser sahibinin, yayımın yapıldığı
bütün gazete, dergi ve radyolarda değişikliğin ilan yoluyla düzeltilmesini
de mahkemeden isteyebileceğini açıkça ifade etmiştir. Bu
tür tecavüz güzel sanatlar eserlerine de yönelik olabilir. Bu durumda eser
sahibi dilerse eserdeki değişikliğin kendisi tarafından yapılmadığı
hususunun tanıtılmasını veya dilerse eserdeki adının kaldırılması ve değiştirilmesini
isteyebilir. Eserin eski hale getirilmesini mahkemeden istemesi de mümkündür.
Mahkeme malik ve kamunun menfaatleri esaslı bir şekilde zedelenmiyorsa eski
hale getirme kararı verecektir. Devam
etmekte olan tecavüz mali hakları da ihlal eden nitelikte olabilir. Mali
hakların ihlali FSEK madde 68’de düzenlenmiştir. Bu madde uyarınca,
sahibinin rızası olmadan eser tercüme edilmişse, sözleşme dışı veya sözleşmede
belirtilenden fazla basılmışsa, radyo – televizyonda yayınlanmışsa
ve/veya temsil edilmişse eser sahibi rayiç bedele göre
hesaplanacak uğradığı zararın üç katını talep edebilir. Hatta
kanun daha da ileri giderek, ortada bir sözleşme bulunmaması halinde eser
yada hak sahibinin tecavüz edenle bir sözleşme yapmış olması halinde haiz
olacağı bütün hak ve talepleri ileri sürebileceğini belirtmiştir. Bundan
başka, izinsiz olarak çoğaltılmış nüshaların bulunması ve bu nüshaların
henüz satışa çıkarılmamış olması halinde -ki, bu durum çoğaltma hakkının
ihlalidir- hak sahibinin üç ayrı talep hakkı vardır: Çoğaltılmış
nüshaların ve bunları çoğaltmaya yarayan her türlü gereçlerin imhası, Çoğaltılmış
nüshaların ve bunları çoğaltmaya yarayan gereçlerin bedel karşılığında
kendisine verilmesini istemek, Tecavüz
edenle bir sözleşme yapmış olsaydı isteyebileceği olağan bedelin üç katını
talep etmek. Diğer
bir olasılık ise çoğaltılmış nüshaların aynı zamanda satışa da
sunulmuş olması halidir. Böylece hem çoğaltma hakkı hem de yayma hakkı
ihlal edilmiştir. Bu durumda hak sahibinin ancak tecavüz eden kişinin elinde
bulunan çoğaltılmış nüshalar bakımından imha veya bunların uygun bir
bedelle devrin istemesi mümkün olur, satım yoluyla üçüncü kişilere geçen
nüshalar için böyle bir talep de bulunulamaz. Yine
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda bu yönde düzenlemeler bulunmaktadır.
FSEK madde 67’ye göre; internette kullanılan eser izinsiz ve haksız yere değiştirilmişse,
yazarın adı konulmamışsa, eser sahibi, yayının durdurulmasını, masrafı
tecavüz edenden alınmak üzere haksızlığın gazete, dergi, radyo ve
televizyonda ilan edilmesini ve düzeltilmesini talep edebilir.
Saldırının kaldırılması davasında hakim, davalıyı saldırıya
son vermeye mahkum edecektir. Kararda aksi davranışın hapisle cezalandırılacağı
da belirtilebilir. Saldırgan icraya konulan tecavüzün kaldırılması kararını
içeren ilama rağmen dava konusu tecavüzüne son vermez ise o takdirde Ìcra
İflas Kanunu’nun 343. maddesi uyarınca icra tetkik mercii tarafından 3 aya
kadar hafif hapis cezasına çarptırılır. 2- Tecavüzün men’i davası
: Bu dava,
henüz meydana gelmeyen , fakat yakında olması muhtemel bir tecavüz
tehlikesini önlemek için açılır. Saldırı yapılıp sona erdirilmiş; ama
aynı saldırının yeniden yapılması söz konusuysa, bu halde de tecavüzün
men’i davasının açılabileceği kuşkusuzdur. Davanın
açılması için, haksız bir saldırı konusunda belirtiler bulunması yeterli
olup, ayrıca saldırıda bulunmaya hazırlanan kişinin kusurlu olması veya
ayrıca cezalandırmayı gerektiren bir suç teşkil etmesi aranmaz..
Saldırının önlenmesi ya da yasaklanması davası sonucunda hakim, yakında
yapılacak olan saldırının yapılmamasını karara bağlar. Yani, saldırıda
bulunma hazırlığı içinde bulunan kişiye, yayın yasaklanır. Yayına henüz
başlanmamışsa bu dava açılır.
Bu davayı da yukarıda sayılanlar açabilir. FSEK’nun 66
ve 69. maddesine göre tecavüzün önlenmesi için bu davayı eser sahibinin
ikametgahı mahkemesinde açabiliriz. 3-Tazminat davaları :
Bilindiği gibi tazminat davaları maddi ve manevi tazminat istemli olarak açılabilir.
FSEK madde 70 ‘de de bu durum belirtilmiş ve manevi hakları haleldar olan kişinin
uğramış olduğu manevi zarara karşılık manevi tazminat davası, mali
hakları haleldar olan kimsenin ise maddi tazminat davası açabileceğini
ifade etmiştir. Tazminat davaları söz ettiğimiz diğer davalarla birlikte de
açılabilir.
Manevi tazminat davasında olumlu karar verilebilmesi için, hukuka aykırı
bir eylem (eser sahibinin hakkına tecavüz) olmalı, kusur, zarar ve illiyet bağı
unsurları araştırılmalıdır. Eser sahibinin adının gösterilmemesi veya
yanlış gösterilmesi, eserin bozulması gibi hallerde eser sahibinin manevi
haklarının ağır derecede zedelendiği kuşkusuzdur. FSEK anlamında manevi
tazminat isteyebilmek için yasada sayılan manevi hakların ihlali yeterlidir;
ayrıca, şahsi hakların ihlali aranmaz. Dolayısıyla şahsi hakların ağır
bir surette ihlalinin söz konusu olduğu durumlarda genel hükümler çerçevesinde
(BK madde 49) de manevi tazminat talep edilebilecektir.
Mali haklara tecavüz halinde maddi tazminat davası gündeme gelecektir.
Mali haklara tecavüz halinde Borçlar Kanunu’nun haksız fiillere ilişkin hükümleri
uygulanacaktır. (örneğin 10 yıllık zamanaşımı, müteselsil sorumluluk, mütecavizin
kusuru, uğranılan zarar miktarının tayin ve tespiti) Bu dava ile hak
sahibinin malvarlığında meydana gelen zarar veya yoksun kalınan kar dava
konusu yapılabilir. Ayrıca 70. maddeye göre, mali hakları ihlal edilen kişi
mütecavüzün temin ettiği karın kendisine verilmesini isteyebilir. Ancak bu
durumda, eğer madde 68 tecavüzün ref’i davasıyla bir bedel istenmişse
bunun tenzili söz konusudur. Bunlardan
başka FSEK uyarınca tespit ve ihtiyati tedbir taleplerinde bulunmak da mümkündür. Tespit
: Genel anlamda delil
elde etme amacıyla yapılan hak ihlalinin tespiti mahkemeden istenebilir.
Ancak, yapılan hak ihlali ve tecavüzün internetten bilgisayar veya diskete yüklenerek
kaydedilmesi mümkün olduğundan tespit isteminin internette uygulamasına bu
sebeple sık rastlanmayacağını söyleyebiliriz. Bunun
yanında bir de FESK
madde 15 / III belirtilen eser sahipliğinin tespiti davası vardır. Bu
maddede kimin eser sahibi olduğu konusunda uyuşmazlık bulunan hallerde
mahkemeden hak sahipliğinin tesbitinin istenebileceğini belirtmiştir. Açılacak
bu yöndeki tespit davasından sonra eğer eser çoğaltılarak yayımlanmış
ise eser sahibi yukarıda belirtildiği gibi söz konusu eserin nüshalarında
adının belirtilmesini dava edebilecek ve ayrıca mahkeme kararının gazetede
ilanını isteyebilecektir. İhtiyati tedbir : Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 77. maddesine göre; “esaslı
bir zararın veya ani bir tehlikenin veya oldu bittilerin önlenmesi için yahut
diğer herhangi bir sebepten dolayı zorunlu ve bu konuda ileri sürülen
iddialar da güçlü görülürse, mahkeme, kanunla tanınmış olan hakları
saldırıya uğrayan ve tehlikeye düşen kimsenin talebi üzerine, davanın açılmasından
önce veya sonra, diğer tarafa bir işin yapılmasını veya yapılmamasını
emredebileceği gibi, bir eserin çoğaltılmış kopyalarının ve onu üretmeye
yarayan kalıp ve diğer çoğaltma araçlarının ihtiyati tedbir yoluyla geçici
olarak zaptına karar verebilir. Kararda emre muhalefetin İcra ve İflas
Kanunu’nun 343, maddesindeki cezai neticeleri doğuracağı tasvir edilir.”
Bu ifade tarzına göre, ihtiyati tedbir esaslı bir zararın veya ani
bir tehlikenin yahut emrivakinin önlenmesi verilecek ihtiyati tedbir kararının
nedeni olacaktır. Mahkemeden ihtiyati tedbir kararı alabilmek için, tedbirin
verildiği andan normal yargılama sonundaki hüküm verme anına kadar geçen süreç
içinde önemli zararlar doğacağı hususunda hakimde kanaat uyandırmak(ispatlamak)
gerekecektir. Esas itibariyle ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için zarar
görmüş olmak şartı aranmaz. Bu yönde yani bir zarara uğrama tehlikesinin
varlığı yeterlidir. Dolayısıyla eser sahibinin hakkına henüz tecavüz
edilmemiş olsa dahi tecavüz tehdidinin varlığı halinde ihtiyati tedbir
talep edebilecektir. (tecavüz tehdidi ile yakın bir zamanda gerçekleştirilmesinden
ciddi biçimde korkulan hukuka aykırı davranış kastedilmektedir.) İnternet
konusunda daha çok müdahalenin men’ine ve eski hale getirmeye yönelik
tedbirler söz konusu olabilir.
HUMK madde 104 gereğince dava açılmadan önce ihtiyati tedbir esas
dava için yetkili mahkemeden ve bu tedbirin en az masrafla ve en çabuk nerede
yerine getirilmesi mümkün ise o yer mahkemesinden istenecektir. Ayrıca, FSEK
madde 66’da yer alan özel hüküm gereği eser sahibinin ikamet ettiği yer
mahkemesinde de tecavüzün ref’i ve men’i davaları açılabileceğinden bu
mahkemelerden de ihtiyati tedbir istemek mümkündür. Değindiğimiz FSEK madde 77 dışında,
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun madde
103’e göre ve şartları mevcut ise Türk Ticaret Kanunu madde 63’e göre de ihtiyati tedbir
istenebilir. Yine
belirtmek gerekir ki, ihtiyati tedbir talebine uymamanın müeyyidesi Hukuk
Usulu Muhakemeleri Kanunu'nun 113. maddesinde belirtilmiştir. Buna göre; ihtiyati
tedbir kararına uymayan veya alınmış tedbire aykırı davranan
kişi hapis cezası ile cezalandırılır.
B-
Ceza Davaları
Bu konuda ayrıntılı bilgi ve açıklamalar Sayın Meslektaşım
Av.Alper Kaya tarafından yapılacaktır. 6.
SONUÇ Digital teknoloji alanında
hızla yaşanan gelişim, bilgisayar programları, müzik, sinema
eserleri, fotoğraflar ve yazılı eserleri içeren ürünlerin kullanıcıların
elinde elle tutulur maddeler olarak var olmadan,
elektronik yoldan alınarak, depolanması, çoğaltılmasına imkan
vermektedir. Bu gelişmeler karşısında hak sahiplerinin durumunun yasa tarafından
düzenlenmesi kaçınılmazdır. Mevcut yasal düzenlemede internet ortamında
fikir ve sanat eserleri üzerindeki hakların kullanımı ve izinsiz kullanımın
yaptırımları konusunda doğrudan bir hüküm mevcut değildir. Bu amaçla,
halen TBMM gündeminde bulunan değişiklik tasarısına bu konuya yönelik düzenlemeler
açık ifadelerle girmelidir. Tasarı şu anki haliyle uluslararası alanda görüş
birliğine varılan noktalardan ve bu anlamda WIPO anlaşmalarında konu ile
ilgili olarak belirtilen tedbir ve düzenlemelerden uzaktır. Bu çerçevede
ihtiyaç duyulan düzenlemelerin (örneğin, servis sağlayıcıların sorumluluğu
ve kapsamı, kopyalamayı önleyici teknolojik araç ve bilgiler ile ilgili hükümlerin
kanuna eklenmesi gibi) yapılması gerekir. Aksi takdirde, hızla artmakta olan
internet kullanımı karşısında yakın bir gelecekte bir çok sorunun yaşanması
kaçınılmazdır. (YARARLANILAN KAYNAKLAR VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı Fikri haklar Özel ihtisas
Komisyonu Raporu, Ankara, 2000
http://www.listweb.bilkent.edu.tr/hukuk
Şafak N. Erel, Türk Fikir Ve Sanat Hukuku, Ankara, 1998.
Haluk İnanıcı, Web Dökümanının Fikri Haklar ve Basın Hukuku Açısından
Değerlendirilmesi. İstanbul Barosu Dergisi, cilt:74, sayı:2. Akın Beşiroğlu, Düşünce Ürünleri Üzerinde Haklar, Ankara,1999.
Esra Dardağan, Fikir ve Sanat Eserleri Üzerindeki Haklardan Doğan
Kanunlar İhtilafı, Ankara,2000
Nevhis Deren, Haksız Rekabet Hukuku İle Fikri Ve Sınai Mülkiyet
Hukuku’nda İhtiyati Tedbirler, 1999. Superonline, İnternet ve Hukuk Workshop Metni.
Virginia Brown Keyder, Fikri Mülkiyet Hakları Ve Gümrük Birliği,1996)
|