![]() ![]() ![]() |
|
|
GEÇMİŞ
ZAMAN OLUR Kİ: Dergimizin bu sayısından itibaren; bankacılık, teknoloji ve aktüel konularda daha önce çeşitli yayın organlarında yayınlanmış ve bugünkü olaylara ışık tutan bazı yazıları sunacağız. GARANTİ BANKASI
GENEL MÜDÜRÜ AKIN ÖNGÖR'ÜN B.Ü. 131. DÖNEM DİPLOMA
TÖRENİ'NDE YAPTIĞI KONUŞMA:
KOCAÖMER: BU GİDİŞLE SEKTÖRDE 40 BANKA KALIR BANKACILIK sektörünün duayeni Cahit Kocaömer, yarı yolda kalmak istemeyen bankacılara birleşmelerini önerdi. Bankacılığın geldiği noktayı maratona benzeten Kocaömer, bugün 80'e varan banka sayısının 40'lara düşeceği görüşünde. UZUN yıllar İş Bankası Genel Müdürü olarak görev
yapan, halen Sınai Yatırım Bankası Yönetim Kurulu Başkanı olan Cahit Kocaömer,
‘‘Artık devletin sırtından para kazanma dönemi bitti. Bankacılık
daha zorlu bir hale geldi. Bu gidişle ancak 40 banka kalır’’ dedi. 53 yıllık
bankacı olan Kocaömer'e göre, sektör 24 Ocak kararlarından bu yana önemli
gelişmeler kaydetti. Türkiye'nin AB'ye girmesi halinde en hazırlıklı meslek
grubu bankacılık olduğunu savunan Kocaömer, ‘‘Ancak bugün teknolojideki
baş döndürücü değişim, para ve ekonomi alanındaki hızlı değişiklikler
bankacılıkta yeni ve zor bir dönemi başlatmıştır‘‘ dedi. Kocaömer,
sektöre ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: KİMSE
HEVESLENMESİN ‘‘Şube
bankacılığının önemi azalmış, bireysel bankacılık, internet bankacılığı,
cep tolefonu bankacılığı ve bankalardaki yeni uygulamalar bankalarımızın
kendilerine çeki düzen vermelerini gerekli kılmıştır. Bankalarımızdaki
batak kredilerin yüzde 11 dolayına ulaşmış olduğunun söylenmesi çok düşündürücü.
Ayrıca fona aktarılan bankaların yükü 5 milyar dolar civarında. Halbuki Türk
bankacılığının 1999 sonundaki kárı bundan daha az. Bu da önemli bir gösterge.
Bankalarımız ve bankacılarımız bir maraton yarışına hazırlanmalı. Yarışın
yapılacağı yol, tehlikeler, uçurumlar ve engellerle dolu. Bu maratonu büyüyerek,
birleşerek bitirenler olacağı gibi, soluğu kesilip yolda kalanlarda olacak.
Bugün 80'e varan banka sayısının 40'lara düşmesi beklenebilir.’’ Türkiye'de hemen her grubun bankacılık sektörüne girmek isteyişini doğru bulmayan Kocaömer, ‘‘Herkes bu işe heveslendi ama sonuç ne oldu? Önce üç tane banka, sonra beş tane banka güme gitti. Bankacılık öyle artık herkesin heveslenip de yapabileceği bir iş değil’’ dedi. ‘‘Artık devlet kağıtlarından yüksek kar sağlayarak, bağımlı kredi müşterilerinden bol faiz ve komisyon alarak, şube şebekesini çoğaltarak başarılı olma dönemi kaqandığı için, bankalar yeni arayışlara girmek zorundadırlar’’ diyen Kocaömer'in bu konuda verdiği olumlu örnek ise İş Bankası. ÖZİNCE'YE ÖVGÜ İş Bankası'nın geçtiğimiz yıllarda iştirak satma yoluna giderken şimdi daha büyük işlere girmesine ilişkin ise Kocaömer'in değerlendirmesi şöyle: ‘‘İş Bankası geçen senelerde küçülerek kár buyütme yoluna gitmişti. Sat iştiraki, büyüt kárı. Şimdi ise bankacılıkta kárlılık azaldığından, yeni bankacılık kanunun verdiği imkanları da kullanarak, kár getirecek alanlarda büyük iştiraklere girmek cesaret ve isabetini İş Bankası göstermekte. POAŞ ve GSM ihalelerinde gösterilen başarılardan dolayı yeni genel müdürümüzü, ona destek veren yönetimi kutluyor ve başarılarının devamını diliyorum. İş Bankası'nın yeni genel müdürü 99 yılını zorluklara karşın başarılı bir bilançoyla sonuçlandırdı. Halka arz konusunda ve özelleştirilmelerde dikkatlerin İş Bankası'na çevrilmesine ve yoğun reklam olayına neden oldu.’’ EL KONULANLAR Devletin el konulan bankalar konusunda bir an önce bir çözüm bulması gerektiğini söyleyen Kocaömer, ‘‘Hala kanayan bir yara var, bir yerde durdurmak lazım. Zarar büyüyor’’ dedi. ‘‘Bankayı birisi satın alır ama onun borcunu kim ödeyecek?’’ diyen Kocaömer, çözüm konusunda ise şunları söyledi: ‘‘Çok yanlış bir şey hala bu sektörde mevduata
devlet garantisi var. Bankaların satışı gündemde ama alacak olan bu borçlarla
alır ki? Çözüm yolu olarak mevduat sahipleri dahil alacakların bir miktarını
hemen ödeme yoluna gitmek, kalanını senelere yayarak vade vermek lazım. Vatandaş
için zor, devlet için de zor.’’ Bu sektör
iyi çocuklar yetiştirdi Türkiye'de çok iyi bankacılar yetişti. Bunlar hep dışarıda okumuş, lisanları olan, dünya ile ilişkileri olan çocuklar. Onun için Türk bankacılığının geleceğini iyi görüyorum. Türk bankacıları, Avrupa bankacılarının önünde. Bu çocuklar, bu sektörü yanlış yere götürmez diye düşünüyorum. Hükümet erkanı ve siyasiler bana büyük saygı gösterirler,
büyük değer verirlerdi. Hiçbirinin olumsuz bir işini yapmadım. Genel müdür
oldum, Demirel'in kardeşi Hacı Ali Demirel'e kredi vermedim. Ben
böyle yaşadım. Bana kimse bir şey yapamaz demedim, isteseler yaparlardı. Bu
koltuğu kaybetmekten hiç korkum olmadı. Çok şükür kimseye boyun eğmedim.
Türkiye'yi iki grup mahfetti. Biri politikacılar diğeri bürokratlar. Politikacılar ‘‘bunu yap, şunu yapma’’ dedi, bürokratlar ‘‘başüstüne’’ dedi. Bu memleket böyle gitti. Politikacı parlamentoda, bürokrat masasında oturabildiği gün Türkiye düzelir. İşim parayla ilgili ama parayla pulla hiç işim olmadı. Elimde İş Bankası'nın C hisseleri var, Şişecam var, Soda Sanayi var. Ama ben öyle kağıtla falan oynamam, almışım öylece durur. Onların hisselerine sahip olmak bana sadece gurur verir. Ama bir değer de kazanıyor tabii. Yeni teknolojilere pek hazırlıklı değilim. Ancak internete girebilmek için şimdi bilgisayarı öğrenmeye çalışıyorum. Sekreterim interneti çok iyi biliyor, o bana öğretiyor. **
BİN YILLIK BİR ÖZET** Kâğıt para, ilk kez 1024'te Çin'de kullanıldı. Kâğıt paranın yaygın kullanım kazanması bin yılın son yüzyılında gerçekleşti. Demek ki, kâğıt paranın egemenliği madeni paradan alması aşağı yukarı bin yıl sürmüş. İlk bankalar İtalya'da 1300'lerde ortaya çıktı. Bankaların dünyaya yayılması 19 ve 20. yüzyıllarda oldu. Bankacılığın dünya finansal sistemine önderlik eder duruma gelmesi yaklaşık 600-700 yıllık bir gelişmenin sonucu. İlk hisse senedi 1553'te Londra'da Muscovy Şirketi tarafından ihraç edildi. Aşağı yukarı 500 yıllık bir gelişim sonucunda gelinen noktada şirket hisseleri önemli ölçüde halka açılmış bulunuyor. 1600 yılında dünya ticaretini hedefleyen ilk şirket olan İngiliz East India Company kuruldu. Uluslararası şirketlerin kuruluşu 20. yüzyılda inanılmaz boyutlara ulaştı. Batılı ülkeler yavaş yavaş dünyaya açılırken, Japonya 1693'te kapılarını dış dünyaya kapatarak kendi içine kapalı bir kalkınma modelini benimsedi. Japonya'nın kapılarını dış dünyaya açması 1853'te oldu. Bugün genel kabul gören yaklaşım dış dünyaya açık, diğer ülkelerle rekabete dayanan bir gelişme modeli. Batı dünyasına, büyük üstünlük sağlayan asıl gelişme sanayi devrimi oldu. İlk tohumları 18. yüzyıldaki bazı buluşlarla atıldı. Özellikle James Watt'ın buhar makinesi bu buluşların en önemlisidir. Sanayi devrimi sonrasında Batı dünyasının gelişimi ve zenginleşmesi geçmişe göre yüzlerce defa daha hızlandı. 19 ve 20. yüzyıllar peş peşe pek çok yeni teknolojik buluşa sahne oldu. Enerjiden ulaşıma; iletişimden bilgisayara; tıptan uzay teknolojisine kadar pek çok buluş ekonomik gelişmenin de hızla artmasına yol açtı. 1850'de Avrupa'da kişi başına milli gelir 2 bin dolar dolaylarında iken bugün 18 bin dolara yaklaşmış durumda. 1920'lerin Avrupa ortalaması kişi başına 3 bin dolarlık bir gelire işaret ediyor. Demek ki son 80 yılda Avrupa'da kişi başına gelir 6 kat artmış. Arkasındaki bin yıllık birikimle Türkiye Cumhuriyeti ilan edildiğinde kişi başına milli geliri 50 doların altındaydı. 20. yüzyılın sonuna geldiğimizde bu tutar 3 bin 300 dolara ulaşmış bulunuyor. Artış oranı yüzde 6 bin 500. Demek ki Türkiye, son 77 yılda, bin yıllık birikimini geride bırakan, çok hızlı bir gelişim trendi içine girmiş. Üstelik yukarıda sayılan bütün ekonomik ve teknolojik gelişmeleri çok sonraları yakalayabildiği halde. 1929 yılında ABD'nin GSMH'sı 104 milyar dolardı. Bugün 7.8 trilyon dolar. 104 milyar dolardan 70 yılda 7.8 trilyon dolara nasıl gelindi? En kritik soru bu. Belirli bir GSMH düzeyine gelince gelişme misliyle hızlanıyor. Türkiye'nin önümüzdeki yüzyılda yakalayacağı gelişme de budur. IMF tahminlerine bakıldığında bugün 200 milyar dolar dolayında olan GSMH'nın üç yılda 280 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Yani gelişme katlanmaya başlayacak. 2010 yılında GSMH'mızın 600 milyar doları aşacağının tahmin edilmesinin gerekçesi de bu. 21. yüzyıl, Avrupa ve Amerika'nın 20. yüzyıldaki hızlı gelişimini yakalayacak ekonomilerin doğduğu bir yüzyıl olacak. Bu potansiyele sahip ülkelerden ikisi Çin ve Türkiye. Önümüzdeki yıllar bu iki ülkenin bin yıllık deneyim birikimlerini nasıl değerlendireceğine sahne olacak. (Mahfi Eğilmez)
|