![]() ![]() ![]() |
|
|
JAPON YEN’İ Yen, Japonyanın parasal değer birimi olarak 1871’de Shinka Jörei’in (Yeni Para Yasası) yürürlüğe girmesinden sonra belirlendi. Yeni kurulmuş olan Meiji hükümeti, Edo döneminin (1600-1868) karmaşık para sistemini değiştirmek için bir desimal sistem getirdi. 1/100 yen 1 sen’ e, 1/10 sen ise 1 rin’ e eşitti. Yeni para yasası yen’i 1 Meksika dolarına (O zamanki doğu Asya ticaretinin standart birimi) eşdeğer olan 1.5 gram altın paritesine sabitleyen bir altın standardı getirdi. Bununla beraber, güncel olan uygulamada ise 1 yen 374 gram (13.2 oz) gümüşe eşitti ve sistem gümüş standardı olarak çalışmaktaydı. 1877’de Satsuma İsyanı patlak verince hükümet askeri masraflarını karşılayabilmek amacıyla bol miktarda konvertibıl olmayan nitelikte para basımına gidince bu yüksek enflasyona neden oldu. Enflasyonu frenlemek ve kalıcı ve konvertibıl nitelikte bir para sistemi tesis etmek gereği duyan maliye bakanı Matsukata Masayoshi, Japon finansal ve para sistemlerinde reform getiren bir dizi uygulama başlattı. 1882’de Japonya’nın merkez bankası olan Bank of Japan kuruldu. 1884’de hükümet konvertibil para yasasını yürürlüğe soktu ve bunu takibeden yılda merkez bankası gümüşe konvertibıl yeni banknotları piyasaya sürdü. Japonya, 1897’de yeni bir para yasasının yürürlüğe girmesi ile birlikte altın standardına geri döndü. Yeni yasa, hükümet ve ulusal bankalarca piyasaya sürülmüş olan banknotların sirkülasyondan geri çekilmesini ve Bank of Japan’ı yeni banknot basımınında tek yetkili olmasını öngörüyordu. 1 yen 0.75 gram (0.03 oz) altın değerinde olup 0.50 Amerikan dolarına eşdeğerdi. Japonya 1917 Eylül’ünde I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesinden sonra diğer kalkınmış ülkeleri takibederek altın standardını terketti ve altın ihracatını yasakladı. Savaştan sonra ABD altın standardına geri dönebilirken Japonya bir dizi ekonomik kriz ve 1923’teki Tokyo depremi nedeniyle bunu yapamadı. Bu krizler döviz kurlarında dalgalanmalara ve altın ihracat yasağının kalkması için hükümet üzerindeki baskıların artmasına neden oldu. Ocak 1930’da ise altın standardına geri dönüldü. Ancak bunun zamanlaması çok talihsizdi çünkü dünya çapındaki bir ekonomik bunalımın başlangıcına denk gelmişti. Aralık 1931’de altın standardı yine terk edildi ve altın ihracatı yasaklandı. Bu ise yen’in uluslararası piyasalarda hızla değer yitirmesine neden oldu ve denizaşırı sermaye kaçışının önünü alabilmek için hükümet tarafından 1932 Sermaye Çıkışını Önleme Yasası ve 1933’de ise Döviz Kontrol Yasası yürürlüğe kondu. 1942’de yeni bir Bank of Japan yasası yürürlüğe girdi. Bu yasa, hükümete, bankanın tuttuğu altın rezervinin miktarına bakılmaksızın, basılacak banknotların maksimum miktarını belirleme yetkisi veriyordu. II. Dünya savaşından sonra enflasyon Japon ekonomisinin yakasını bırakmadı. İşgal kuvvetlerinin otoriteleri bir parasal reformu da kapsayan acil önlemler alarak bunu kontrol altına almak istediler. Eski yen banknotların tamamı sirkülasyondan çekilip yenileri ile değiştirildi. Nisan 1949’da 1 ABD doları karşılığı 360 yen olarak benimsendi. Mayıs 1953’te bu kur oranı IMF tarafından resmen kabul görünce Japon yen’i tekrar uluslararası statüsüne kavuştu ve yen paritesi yaklaşık 2.5 miligram altın (0.0088 oz) olarak tesis edildi. Dış ticaretin liberazisyonu ve yen’in uluslararasılaştırılması bu döneme rastlar. Japonya, 1955’te GATT’ı imzaladı ve 1956’da Birleşmiş Milletler’e katıldı. 1964’de, döviz transferleri üzerindeki tüm kısıtlamaları kaldırmayı zorunlu kılan IMF beyannamesinin 8. Maddesini kabul etti. 1960’lı yıllarda Japonya’nın ödemeler dengesi pozitife döndü ve döviz rezervleri önemli ölçüde artmaya başladı. Ağustos 1971’de ABD yönetimi, ödemeler dengesindeki bozukluk nedeniyle, tek yanlı olarak doların artık altına konvertibıl olmayacağını açıkladı (Nixon Shocks). Bunun üzerine Japonya 1949’dan beri varolan döviz kurunu modifiye etmek zorunda kaldı; Aralık 1971’deki Smithsonian Anlaşması 1 dolar= 308 yen olarak yeni döviz kurunu belirledi. Bu anlaşma uluslararası ticaret dengelerini düzeltmede başarılı olamadı. Şubat 1973’de ABD doları altın karşısında yeniden devalüe edildi ve yen diğer önemli paralarla birlikte dalgalanmaya bırakıldı. 1973’den 70’li yılların sonuna kadar Japonya’nın ihracat performansı yen’in değeri üzerinde etkili oldu. 1976’dan 1978’e kadar olan süredeki ticaret fazlası yen’in ABD doları karşısındaki değerinin artmasına, 1973 ve 1979’daki petrol krizleri nedeniyle ihracat faaliyetlerindeki daralma ise yen’in değer kaybetmesine yol açtı. 80’li yıllarda ise finansal piyasalardaki sermaye transferleri, yen üzerinde ticaret dengesinin yaptığından daha etkili oldu. 80’li yılların ilk yarısında, ABD hükümetinin enflasyonu kontrol amacıyla yüksek faiz uygulaması doların yen karşısında yükselmesine neden oldu. Bu arada doların bu yüksek değeri ABD endüstrisinin uluslararası rekabet gücünde erozyona neden oldu. Bunun üzerine ABD bu problemi çözmek için sanayileşmiş 5 ülkenin maliye bakanları ile Eylül 1985’de bir toplantı yaptı. Bu toplantının sonucu olan Plaza Accord’a göre üye ülkeler doların değerinin düşürülmesi için döviz piyasalarına ortak müdahaleye razı oldular. Sonuçta 1988 yılı içinde yen’in 1 dolar karşısındaki değeri 239 yen’den 128 yen’e yükseldi. Birimi yen olan uluslararası işlemlerin ve menkul kıymetlerin hacmi 80’li yıllarda dramatik bir şekilde arttı. Bu fenomen, ABD-Japon Yen-Dolar Komitesinin raporunda ve Maliye Bakanlığı’nın yen’in uluslararasılaştırılması ve hükümet denetimin kaldırılmasını konu alan raporunda da (her ikisi de Mayıs 1984’de yayınlandı) yer aldı. Bu raporların ve Japonya ile dış ülkelerde artan finansal piyasa liberazisyonu baskısının bir sonucu olarak, faiz oranlarından ve Euroyen işlemlerinden hükümet denetimini kaldırmak, yen bazlı piyasalar yaratmak, ve yabancı firmaların Tokyo finansal piyasalarında yer almasınına izin vermek için bazı faaliyetlerde bulunulmuştur. Japonya’nın dünya finans piyasalarında gelişmekte olan varlığı ve kreditör ülke olarak oynadığı esaslı role paralel olarak, 90’lı yıllarda dünya ticaretinde, sermaye transferlerinde ve yabancı döviz işlemlerinde yen kullanımının artması beklenmektedir.
|