Ana Sayfa

Eski Sayılar

Sektörden

Kısa-Çeşit

Etkinlikler

Bankalarımız

E-Posta


Reklam Tarifesi

Okuyucu Profili

Abonelik

 

Künye

 


1.sayı 2.sayı 3.sayı 4.sayı 5.sayı
6.sayı 7.sayı 8.sayı 9.sayı 10.sayı

 

İMPARATORLUĞUN ALACAKARANLIĞI

Sean Ryan / Byrne, Ryan & Co. – New York City

 

Hesap soran bir ekonomi dikey-bütünleşmiş büyük bankalara engel olabilir, ancak daha küçük rakipler ileri sıçrama yapabilmek için kendi çevikliklerini ve satış kültürlerini kullanabilirler.

 

Bankacılık endüstrisi için bir dönüm noktası ufukta hayal gibi görünüyor ve yeni şekillenmiş titanlar olasılıkla bundan daha çok etkilenecekler. Düşük enflasyon ve faiz oranları, güçlü ekonomik büyüme ve yükselen hisse değerlenmelerinden yaklaşık on yıllık bir süre sonra, kurumlar daha sert bir gelir büyümesi mücadelesi ile baş başa kalırken, bu yıl olasılıkla mutlu günler görünmüyor.

 

Büyük banka çeşitlemeleri ve skala ekonomilerine dair büyük heyecana bakılırsa, bu bir karşı sezgi gibi görünüyor. Ancak, daha küçük, daha çevik rakipler gelir büyümesinde olasılıkla daha iyi bir fırsat sahibi olurlar. Neden? Şu anda, ön cephe personeline faydalı müşteri bilgisi ulaştırmada veri araştırması tekniklerini kullanıyorlar. Uygun eğitim ve rasyonel teşviklerle donanmış olan bu elemanlar sırasıyla, daha çok ürün satabiliyor ve müşterilerle olan ilişkilerini geliştiriyorlar. Bu tür bankalar, daha elverişsiz bir ekonomik çevrede sağlam kazançlar elde etmeyi sürdürmede daha iyi pozisyon alıyorlar.

 

Başka bir açıdan bakılacak olursa, geçen on yıllık dönemin güçlü ekonomisi çok büyük kurumların zayıf taraflarını maskeledi. Mega bankalar; veri araştırması, çapraz satış ve müşteri ilişkileri yönetiminden iyi bir iş diye bahsettiler. Ancak, bunların çoğu şişkin maliyet yapıları olan üretim merkezli stratejilerin peşine düşerek statüko çamuruna saplanıp kaldılar. Gerçek staratejik vurgu, stock-swap işlemlerinde rakipleri yutmak için güçlü ticaret çeşitlerinden yararlanmaktı.

 

Menajerlerin, müşterilerin değişen ihtiyaçlarını karşılamada çabuk ve çevik bir şekilde hareket etmek zorunda kaldıkları bir devirde, bu zaaflar oldukça belirgin olacak. Halen iyi huylu olan bir ekonomik çevrede bile, mega bankalar büyüme oranlarını ayakta tutmanın giderek artan zorluklarını görecekler. Kısa vadeli opsiyonları da iştah açıcı değildirler: ya daha yavaş büyümeyi kabul ederler, ya da daha çok riski göze alarak büyümeyi sürdürürler, veya istisnai bir yaratıcı muhasebe yeteneği ile sürekli büyüyormuş gibi bir illüzyon sunarlar.

 

Uzun vadede, eğer arkasına düşüp takip etme arzusunda iseler büyük bankaların bazı çözümleri vardır. Oldukça esaslı bir biçimde etraflarını saran bilgi teknolojileri ve üretim geliştirme içinde yol almak, insan kaynakları yönetimine olağan üstü ilgi göstermek zorundadırlar. Teknolojik becerileri ile tanınan bankaların çoğu kazançlarının (ve hisse fiyatlarının) 1999 yılı süresince azaldığını gördüler. Bu arada, kazançlar ve değerlenmeler, çalışanlara olan taahhütlerini ciddi olarak yürüten bankalar için güçlü kaldı.

 

First Tennessee National Corp. örneğini göz önüne alalım. Merkezi Memphis’te olan bu kurum, CEO Ralph Horn yönetiminde, çalışanların yeterliliğini ölçümlemek ve yetersiz alanları tanımak için biçimsel bir program tayin etti. Çalışanların moralini yükseltme ve yeni işe alınanların sayısında azalma, First Tennessee’nin  artan piyasa payı, performansının kalıcılığı, ve en önemlisi hisse değerlenmesi priminde dönüm noktası oldu. First Tennesee bunu mütevazı bir büyüklükle ile (20 milyar doların altında bir aktifle), ve hem yönetimin hem de çalışanların dikkatlerini dağıtan mega birleşmelere zorlanmadan yaptı.

 

90’lı yıllarda gördüğümüz bankacılıktan çok daha farklı bir bankacılık ortamına doğru geçişi işaratleyen 2000 yılı ile birlikte, motive olmuş ve becerikli iş gücü yetiştirenler ve müşterilere hizmet götürmeye odaklananlar başarılı rekabetçiler olacaklar.

 

Büyüme Yarışı

 

Sözde büyük bankalar birleştiğinde rekabet açısından hemen hemen dezavantajlı bir yola giriyorlar. Bu da nasıl olup da endüstrinin şimdiki konsolidasyon durumuna geldiği konusunda sorular getiriyor.

 

Piyasa koşullarından yana yapacak çok şey vardır. Huzurlu 1990’lı yıllar sırasında, bankaların çoğunun ilk on yıllık ekonomik durgunluktan sonraki tepkileri eşi görülmemiş kâr seviyelerine ulaşmak oldu. Gelir büyümesine dair huzur bozucu sorunlar halâ bir çok kurumun etrafını sarmaktadır. Ancak, elverişli durumlar bir çok bankanın kârlılığını artırdı ve yatırımcılar yönetim ekipleri arasındaki farklılığı kesin olarak anlayamadılar. Yetersiz ve zayıf bir şekilde yönetilen bankalar ticari çeşitlemelere uyduruldu ki bu şekilde endüstrinin zirvesindekilere yaklaştılar, ve bu menkul kıymetler borsası fenomeni çok tehlikeli gerçek-dünya çarpıklıkları yarattı.

 

Büyüklük yarışını sürdürten diğer bir faktör kümeleşme üzerinde gelişen vurguydu. Menajerler, yeni iş alanları yaratmada istekliydiler ve içinde komisyonculuk, sigorta, ortak fonlar ve subprime tüketici finansmanı olan bir iş çeşitlemesine ortak olmak için hafifletici düzenleyici sınırlamalardan yararlandılar. Bu kurumların çoğunluğu, 1960 ve 1970’li yılların holdinglerinin kafasını karıştıran sorunları teknolojinin çözdüğü inancı ile dolu olarak, ve sıklıkla o mazideki basit gururla acı çekerek, hevesle ve istekle dolu bir şekilde dikey gelişmeyi kucakladılar, finansal ürün ve hizmetlerin her türünün hem üretimine hem de dağıtımına giriştiler.

 

Ayrıca teknolojiye tapınma, bilgisayar enformasyon sistemlerinin bir yandan müşteri hizmetlerini geliştirmekte iken, diğer yandan eşzamanlı olarak daha büyük yatırımları yönetebileceklerine olanak sağlayabileceğini düşünen imparatorluk müteahhitlerini yüreklendirdi, üstelik yığın halinde geçici işten çıkartmalar ve yer değiştirmelerle yüz yüze kalınmasına rağmen. Enformasyonun teknik açıdan görünümü – profiller, rasyolar, trendler ve istatistik olanaklar – çalışanlar ve müşteri ilişkilerinin önünde geliyor gibiydi.

 

Büyük bankalar bu güçleri arkasına alarak, şüphe götürmez bir şekilde endüstrinin egemenliğini elde ettiler. 1999 ortalarına, yılın ilk yarısındaki faizsiz harcamalara bakılarak kıyaslandığında; 20 milyar dolardan fazla yatırımları olan banka holding şirketleri tüm endüstri yatırımlarının %77’sini kontrol ettiler, çalışanların %70’in istihdamını sağladılar ve satın alma gücünün %78’ini kontrol ettiler. Bu kaynakların tümü, firmaların sadece %2.7’si anlamına gelen tam 43 kurumun elindeydi.

 

Gerçektende endüstrinin dengesizliği yakın bir gelecekte daha belirgin olabilir. Yıl sonu itibariyle pooling-of-interests muhasebesinin (Şirket birleşmelerinde bilançoların madde madde toplanması esasına dayanan ve vergiden muaf olan muhasebe sistemi) elimine edilmesi ile birlikte, çapraz sektör birleşmeleri üzerindeki Glass-Steagall (1933’teki Kongre kararı: Ticari bankaları komisyonculuktan men eder, ancak daha sonra bu konudaki hükümler yumuşatılır) sınırlamalarının da elimine edilmesi, atılgan ele geçiciriciler için geçici bir “fırsat penceresi” yaratacaktır. Sigorta, şimdi ticari bankalar için potansiyel işlerin yelpazesini genişleten  keşfedilmemiş bir alandır. Ve son büyük banka birleşmelerindeki regülatör onayı, yalnızca bir kaç yıl öncesine kadar olası görünen antitröst korumacılığı daha ileriye atmış oldu.

 

Geleneksel bilgelik şunu kabul eder: bankalar, sabit maliyetli sistemleri aracılığıyla daha yüksek hacimde  çalışarak ünite maliyetlerini aşağıya çekebilir ve kârlılığı artırabilirler. Bu yanlıştır. Bir akademik araştırmalar yığını ve deneysel bir kanıt şunu gösteriyor ki bankacılıktaki başarıyı belirleyen skala değil, beceridir. Skala ekonomileri varlıklarını sürdürmelerine rağmen, bunlar düşük eşiklerde oldukça tükenmiş durumdadırlar – belki de bir kaç milyar dolarlık aktifler. Bu büyüklüğün ötesinde, maliyet artırıcı unsurlar sessizce sokulmaya başlarlar ve yönetim artan bir gerginlik altına itilir.

 

Özellikle de, üst yönetim müşterilerden ve ön cephe çalışanlarından gittikçe uzaklaştığı için bürokratik tembellik büyümenin doğrudan bir fonksiyonudur. Böyle bir ortamda en ümit veren girişimler bile iyi başlayıp fos çıkabilir. Örgütün farklı kısımlarının katılması beklenilirken enerji israf edilebilir. İş bileşimleri de, yönetimin her bir ünitenin faaliyetlerini anlama yeteneğini git gide zorlaştırılarak içinden çıkılmaz hale getirir.

 

En yüksek nokta?

 

Büyüme için teknoloji türünden açıklamalar aynı şekilde şüphelidir. Genel olarak şu nakaratı duyarız: bankalar rekabetçi olabilmek amacıyla teknolojiye yapılan yatırımlarını karşılamak için büyümek zorundadır. Bu, bir avuç dolusu işyeri için doğru iken, şirket çapında bir seviyede boş ses verir. Yirmi yıl önce, zenginler ve yoksullar bilgisayar merkezi işlemcilerinin masrafını karşılama gücüne bakılarak ayırdedilebilirdi. Mikroçip teknolojisindeki gelişmelerin yardımı ile, günümüzdeki bilgisayar gücünün marjinal maliyeti fiili olarak  sıfır. Herhangi büyüklükteki bankaların hepsi fiili olarak yerleştirmeyi planladıklarından daha fazla bilgisayar gücünü mali açıdan karşılayabilirler.

 

Bir çok durumda, büyük bankaların teknoloji projelerine harcadığı büyük  miktarlar, rekabetçi değil israf meydana getirirler. Bankaların üçte ikisinin müşteri ilişkileri yönetimi sistemleri üzerinde yaptıkları  harcamaların etkisini fark edemediği bir ortamda, büyük miktarlardaki bilgi teknolojileri harcamaları her zaman boşa gider. Büyük buluşlar ortaya atıldığında bile, bunun sonucunda ortaya çıkacak rekabetçi avantajlar rakipler bunu kopya etmeye hevesli olacakları için çabucak dibe vurur. En kötü anlarında teknolojiye para harcayanlar, endüstrinin beta siteleri işlevleri ile yalnızca rakipleri için faydalar yaratırlar.

 

İmparatorluk yapısındaki bankalarca yeni teknolojiden yönetim kontrol enstrümanı olarak da bahsediliyor. Onlar, bilgi teknolojilerinin kendilerine çok büyük ve çok karmaşık yatırımları yönetme fırsatı verdiğini ima ederek “Bu devir farklı” diyorlar. Ancak, gerçekten de öyledir ki, bilgi teknolojilerindeki gelişmeler insan hatası olasılıklarında bir azalma ile eş koşulmuyor.

 

Günümüzün bankacıları, çeşitli becerilerde uzmanlaşma konusunda 1960’lardaki seleflerinden daha iyi durumda değildirler. Son 16 yılın alışılmadık biçimdeki uzun ekonomik yayılması, kaynak israfı olan firmaları ayıklayan sadece bir ekonomik durgunluk tarafından bozuldu. Bu, piyasa katılımcılarına bir gururlanma fırsatı vermiştir ki, sadece hikâyenin bu kısmında, düşüncesizce hareket etmekten kendilerini kurtarıp berrak bir şekilde geleceği görebildiler. Gerçekte, bankaların çoğunun riske maruz kalması, onların dikey bütünleşme aşaması ile birlikte koşar adımlarla gitmekte, onları arkalarından vurmak isteyen ekonomik bozulmanın eşiğini durmaksızın alçaltmaktadır.

 

Eğer ABD umulmadık bir ekonomik şok ile karşılaşacaksa, umuyoruz ki halen varolan kümeleşmeler tıpkı endüstriyel selefleri gibi aynı akıbetle karşılaşacaklardır – yani parçalanma olacaktır, ister bunu fark eden yönetimin elinde olsun, isterse yönetimin asla ikna edemeyeceği eylemci hissedarların elinde.

 

Gerçekten bu yıl, bu dönemdeki finansal konsolidasyon için ulaşılan en son noktayı temsil edebilir. Bu dalga geçmiş olduğunda, olasılıkla holdingleşmelerden çözülmeler dalgasının takip ettiği, 80’li yılları gölgede bırakan holding satışları görmeyi bekleyebiliriz. Böylece, imparatorluk döneminin alacakaranlığı ufukta görünmektedir. Ülkenin en büyük altı bankasının – First Union Corp., Charlotte, Chicago merkezli Bank One Corp., ve New York’tan J.P. Morgan & Co. Inc. –  ekonomik bağımsızlığı şimdiden giderek artan bir şekilde belirsiz görünüyor.

 

Zirvedeki bankalar yelpazesinde sermaye devirlerini de göreceğiz. Yalnızca bir kaç yıl önce, kendini bir şey sanan ve en büyük elli banka içinde bile yer alamayan operatörler günümüzün dev canavarlarının yerini alacaklar. Kazanacağı varsayılanlar arasında BB&T Corp., Winston-Salem, N.C.; AmSouth Bancorp.,  Centura Banks Inc., Rocky Mount, N.C. gibi önceleri silik olan isimler var.

 

İnsan Boyutu

 

Bankacılıkta başarının başlıca engeli skala eksikliği ya da yetersiz teknoloji değildir, daha ziyade bir satış kültürü yapılandırmaktaki güçlüktür. Tarihe bakıldığında bankalar, müşterilerin ya da hissedarların değil de hoşnut eden regülatörlerin üzerinde odaklanmışlardır. Bankaların çoğunda üretim ve dağıtım maliyetleri, ve ürün ve müşteri kârlılıkları konusunda sadece basit bir kavrama gücü vardır. Bu bilgi olmaksızın, en iyi yönetim ekipleri bile kör uçuştadırlar. Doğru olan şudur; teknoloji bu bilginin sağlanmasında yardımcı olur, ancak bu oyun için ortaya para sürülürse.

 

Bir çok menajer tarafından gözlerden kaçırılan asıl mücadele, insan kaynakları ile baş etmek zorunda olmaktır. Çalışanlara gelişmiş araçlar temin etmek yeterli değildir; onların kullanılması da öğretilmelidir. Bundan sonra da teşvik tazminatı, yeni araçları ön cephede etkin bir şekilde kullanan personeli ödüllendirecek şekilde yeniden şekillendirilmelidir. Sadece küçük (ancak büyüyen) bir destekçi bankalar gurubu bunda başarılı oldu. Finansal performansları gruptakilerden ayrılırken, bunların hisse değerlenmeleri için de aynı şey oluyordu.

 

Aktif yönetimi, insan kaynaklarına yaklaşımlarında bankaların başına dert olan eksikliklere örnek teşkil ediyor. Nadir olan, bu işte daha hakim bir rol oynamayı arzulamayan bankanın hizmet ücreti gelirleri ve öz sermaye üzerindeki yüksek kârların cazibesine kapılmasıdır. Sıkıntı, paranın aktif yönetimindeki performanstan akmasıdır, ve yüksek becerisi olan kişiler ise pahalıdırlar. Gerçekten de bu endüstrideki yüksek kârlar için bir önemli anahtar şudur: her şeyden önce sermaye, bilanço aktiflerini desteklemek yerine becerikli personele ödenen ağır tazminat masraflarını örtmek için kullanılır.

 

Ne yazık ki bankalar sıklıkla bu işin işletme maliyetlerinde boğulurlar. Daha çok “disiplinli” bir maliyet yapısı empoze etmeye teşebbüs ettiklerinde genelde en iyi yatırım menajerlerini uzaklaştırırlar. Araştırmalar göstermiştir ki bankalar genelde yatırım profesyonellerine, yatırım ve komisyonların üçte birinden daha azını öderler. O zaman, ele geçirmeler ve tröste dönüşümler dışında bankalar aktif yönetimi işlerindeki paylarını büyütmelerinde başarısız olduklarında kim şaşırır ki?

 

Bankacılığın geleceği insan kaynakları sorunlarının üstesinden gelebilen kurumlara aittir. Bununla beraber, bu kategori skalanın keskin maliyet artırıcı unsurlarına maruz kalan dikey bütünleşen imparatorluk kurucularının çoğunu kapsamaz. Bunun yerine, daha etkin bir şekilde çapraz satış yapabilmek için veri depoları potansiyelinden faydalanabilen, müşteri kârlılığını ve müşteri tutmayı artıran, kârlı bir pazar payı kazanan küçük bir gurup yüksek performanslı ve değişen hacimlerdeki bankalar tarafından önderlik ele alınacaktır. Bu bankaların hisselerinin daha büyük rakiplerininkinden daha katmerli bir şekilde ticareti yapılacak, bu ise onlara üstün ele geçiriciler olma fırsatı verecektir.

 

Örnek teşkil eden bazı bankalar 1990’lı yıllarda aktif ele geçiriciler olmakla birlikte, bunlar ve dev canavarlar arasında can alıcı farklılıklar vardır. Günümüzdeki devlerin çoğu, güçlü satış ve hizmet kültürleri geliştirmeden tutku dolu ele geçirmelerin arkasından giderek işe tersinden başladılar. Şimdi, zirvedeki bankaların kültürel yön değişimlerine neden olan çok daha fazla sıkıntıları var, çünkü bürokratik atalet büyüme ile geometrik olarak artma eğilimindedir.

 

Üstün nitelikli satış ve hizmet becerileri üzerinde duran bankalar, tersine olarak, önce yüksek performanslıların listesine hakim olmaya konsantre oldular, ve o zaman sadece daha büyük bazda operasyonlar üzerindeki uzmanlıklarına destek vermeye çaba gösterdiler.

 

1.sayı 2.sayı 3.sayı 4.sayı 5.sayı
6.sayı 7.sayı 8.sayı 9.sayı 10.sayı

 

 

Anasayfa/Eski Sayılar/Sektörden/Kısa-Çeşit/Etkinlikler/Bankalarımız/

E-posta

Reklam Tarifesi/Okuyucu Profili/Abonelik/Künye