![]() ![]() ![]() |
|
|
E-ÖDEMELERE DETAYLI BİR BAKIŞJohn R. Engen, Serbest Yazar-Minneapolis/ABD Bankalar, kâğıt çeklerden çok para kazandılar, ancak değerli müşteriler kazanmak için elektronik ödemelere de kucak açmak zorundalar. Kendini sanki batmakta olan bir geminin dümeninin başındaymış gibi hissetmek Andy Reeher için daha rahatlatıcı olurdu. Deluxe Corp.’daki kâğıt türü ödeme sistemleri pazarlamacılığında başkan yardımcısı olan Reeher, meslek yaşantısının önemli bir bölümünde, çeklerin elektronik ödeme sistemlerinin elinde aniden ölmesinin konuşulduğuna şahit oldu. Reeher, “Bir çek yazıcısı pazarlamacısı olmak, iyimser bir kişi olduğunuzu tarif eder” esprisini yapıyor. Ancak sürpriz bir şekilde
bu gemi batmıyor ve Reeher bu yüzden kariyerini değiştirmek zorunda
kalmıyor. Gerçekten de, uzmanların 1970’li yıllarda yapmış olduğu çeklerin
ölüm tahminlerinden bu yana yıllık çek hacmi üç misli daha arttı. Geçen
yıl 65 milyar çek yazıldı, ve bu rakamın 2005 yılına doğru yıllık %2
artışla büyümesi tahmin ediliyor – hiç de ölmekte olan bir endüstrinin
profili değil. Ve değişim daha henüz
geliyor. Elektronik ödemelerin nakit olmayan işlemler içindeki payının,
2010 yılına kadar %25’den %45-58 arası bir orana ulaşarak kesinlikle
artacağı düşünülüyor. Ülkenin en büyük çek yazıcı firması
Minnesota merkezli Deluxe, kendisi de ağırlıklı olarak elektronik ödeme
işlemleri ve elektronik çek dönüşümüne yatırım yapıyor. Reeher
şöyle diyor, “Pazarlama, müşterilere ne istediğinin verilebilmesi işidir,
ve insanların çoğunluğunun bugün istemiş olduğu şey ödeme işlemlerinin
bir karışımıdır.” Elektronik ödemeye doğru
oluşan bu aşamalı ama kaçınılmaz olan değişim, bankaların önüne
dikenli bir stratejik ikilem sunuyor. Endüstrinin geleceği, tüketicilerin kâğıt
çekleri kullanışından keskin bir biçimde etkilenecek. Çek hesabı, müşterilere
para yatırma ve fon dağıtımı mekanizması sağlayarak bankacılık ilişkilerinin
en temel unsuru olarak hizmet ediyor. Bankaların bu çek işlemleri altyapısını
kontrol etme gücü onların ödemeler sisteminde egemen bir rol üslenmelerini
sağlar. Bütün bunların üzerinde, çekler endüstriye yıllık milyarlarca
dolarlık bir dolaşım ve hizmet ücreti geliri sağlarlar. Bankalar, başlarına
geleceklerden kendileri sorumlu olmak kaydıyla bu kârlı işten uzaklaşıyorlar.
Ancak, herhangi bir seçenekleri var mı? Ortaya çıkan elektronik ödemeler
altyapısına bankacı olmayan teknoloji firmaları hakim oluyor. Bu firmalar,
bugün bankalarla çalışırlarken gelecekte olasılıkla müşterileri ve işyerleri
ile ilişkilerde kendi finansal hizmetlerini kurumlaştırabilirler, tabi ki işin
özünde banka müşterilerini çalarak. Bu değerli ilişkileri
koruyabilmek için, bankaların elektronik ödeme işlemlerinde baskın bir rol
oynamayı kopararak almaları gerekmektedir – bu, kendi müşterilerini kâğıt
çeklere olan güvenden uzaklaştırmaya itmek
anlamına gelse bile. First Union Corp.’un elektronik kanallar
üretim direktörü Lou Anne Alexander, “Şimdi seçiminiz başınızı
yemeye hazır, ya kendinizi geleceğe göre hazırlayın, ya da geçmişten
kalan bir bombaya asılı kalın” diyor. Bankacıların çoğunluğu
Alexander’in teorisi ile mutabık kalırlarken, elektronik ödemelere
geçişin on yıllar sürecek zamanı gerektirdiğini de kavrıyorlar. Kurumların,
kısa vadeli kazanç hedefleri bulma baskısı altında olduğu bir çağda, müşterileri
kârlı bir üründen soğutma görevi pek çok bir heves yaratmaz. E-ödeme teknolojileri, en azından kısa vadede, ATM’ler ve internet
bankacılığının başlangıç safhasında olduğu gibi pahalı bir hizmet katını
temsil edecektir. Bu durum,
stratejistleri tedirgin edici bir dizi sorunla yüz yüze bırakacaktır.
Alternatif olarak e-ödeme sağlayanlara karşı kademeli bir şekilde müşteri
kaybı riskini göze alırken, çeklerin dayanma gücüne ve yarattığı gelire
bağlı olan bankacılığa devam mı ederler? Yoksa, yüksek gelir getiren kısa
vadeli çek kazançlarından vaz mı
geçerler, ve gönüllü olarak müşterilerin debit kartları, e-ödeme ve diğer
mekanizmalara geçişlerini mi kolaylaştırırlar? İkinci rotayı seçerlerse,
kendi teknik çözümlerini mi geliştirmeliler, yoksa dışarıdaki satıcılara
mı yönelmeliler? Ve, bazı kurumlar için hizmet gelirlerinin esas kısmını
oluşturan bu çek işlemleri benzeri gelirleri bir yenisiyle nasıl değiştirirler? Her kurum, bu soruların
cevabını bulmak için kendi stratejilerine, kaynaklarına ve iş karışımına
bakmak zorunda kalacak. Büyük kurumların daha çok seçeneklerinin olduğu aşikârdır.
Bazı danışmanlar şunu öneriyorlar: bankalar, müşterilerini elektroniğe
geçişte ödüllendirerek ve sürekli çek kullanımında cezalandırarak (daha
çok hizmet ücreti geliri sağlayacak
olan) değişimi hızlandırabilirler. Bu, bir noktaya kadar yardımcı olurken,
bankaları bir yandan anti-tröst sorunlar riski ile, diğer yandan düşük
maliyetli çek hesapları önermeye devam eden rakiplere doğru müşteri kaçışıyla
baş başa bırakır. Acı geçek şudur ki
hiçbir yaklaşım acısız değildir. Önünde sonunda stratejistler rekabet
risklerini tartmalıdırlar: müşterilerini
erkenden elektroniğe taşıma riski, geç kalma riski ile karşı karşıyadır.
Bu yolla ya da başka bir şekilde, bu müşteriler gitmeye başlayacaklardır,
ve bankalar müşterileri istediği zaman onlara elektronik hizmet vermeye hazır
olsalar iyi olur. Elektronik Hizmet
Dünyadaki diğer ülkelerin
çoğuyla kıyaslandığında, kâğıt çeklerin Amerikan ekonomik yaşantısının
temelini oluşturduğu görülür. Bu ödeme mekanizması, iki yüzyıldan fazla
mazisi olan tarihteki sade köklerinden, bugün Amerikalıların çoğunluğunun
bir çek hesabını; güvenirlik, kayıt tutma ve kişiselleştirme gibi özelliklerinden
dolayı yaşantıları için vazgeçilmez olarak kabul ettikleri noktaya doğru
bir gelişme göstermiştir. Çek endüstrisi için
bir bülten olan Green Sheet’in editörü Paul Green’e göre;
1998’de vasat bir Amerikalı ayda 25 çek yazdı. Green Sheet’in yapmış
olduğu bir araştırmaya göre ise yetişkin Amerikalıların %38’inin çek
hesabı var, %37’si sonuçta kredi/debit kartlarını ve ATM kartlarını
kazançlı bulmalarına rağmen halâ ödeme yolu olarak çekleri tercih ediyor.
Green şöyle diyor, “Tüketici açısından bakıldığında, kâğıt
çekler bir banka kullanmak için en önemli nedenlerden birini sağlıyor.” Bankalar, bu müşteri
sadakatinden en yüksek seviyelerde yararlanıyorlar. Green Sheet’in
tahminlerine göre bankalar dolaşımdaki çeklerden, hizmet ücretlerinden ve
çek hesaplarının yarattığı düşük maliyetli fonlardan yıllık 60 milyar dolar gelir temin ediyorlar – buna yaklaşık
5.6 milyar dolar karşılıksız çek ücretleri ile her bir çek için 16 sent
gecelik faiz dahil. Deluxe Corp., sadece çeklerin müşterilere tekrar
satılmasından bankaların 1.5 milyar dolar kazanç temin ettiklerini tahmin
ediyor. Ve bu rakamlar, diğer dolaylı gelirler gibi ödünç hacmi ve çek ilişkilerinde
kökleşmiş dokunulmazların çoğunu içermiyor. Tabi ki o zaman, bankacıların
çoğu elektronik ödemeler piyasasının şekillenmesini beklerlerken, çeklere
olan güvenin devam etmesinden memnundurlar. Minneapolis’teki 10.3 milyar
dolar aktifli TCF Financial Corp.’ın CEO’su ve başkanı Bill
Cooper, “Bizim stratejimiz gözlemek, çalışmak ve öğrenmektir”
diyor ve ekliyor, “Bir noktada insanlar daha az çek kullanacaklar, ancak o
zaman bile çek başlıca ödeme aracı olacak.” Elektronik ödemelerin
en hararetli savunucuları bile bu ifade ile mutabık kalacaklardır. Ancak bu
savunucular şunu da tartışacaklardır: çeklerin önemi hızla azalıyor ve
daha uygun bir ödeme mekanizması geliyor. Florida State University’den
profesör David Humprey, maaş bordrosu dağıtımı yapılan ve işçilerin
varsayılan ödemelerine doğrudan hesap açtırdıkları alanlarda, ve B2B işlemlerinde
çeklerin üstünlüğünün aşınmaya uğradığını söylüyor. Elektronik ödemelerin
tüketiciler tarafından kullanımının yakın takipte olması umuluyor. PSI
Global, 2005 yılına kadar fatura ödemelerinin %25’den daha fazlasının
elektronik olarak uygulamayı planlıyor, bu da geçen yıldakinden %7 daha
fazla oluyor. Şu an için mevcut olan hacmin büyük bir kısmı mekanize takas
sistemi (ACH) ile işleme tabi tutuluyorken, PSI Global önümüzdeki beş
yılda PC-tabanlı faturaların, günümüzde yaklaşık 20 milyon olan rakama
karşın, beş milyar ödemeye ulaşacağını umuyor. Bir danışmanlık firmasında
fatura ödemelerinden sorumlu başkan yardımcısı Beth Robertson,
“Bir sıçrama yaparsa, çığ etkisi olur” diyor. Aynı şekilde bir başka
raporda, 2010 yılında 29.7 milyar adet satış noktası işleminde debit
kartları kullanılacak, bu rakam 1998’de 4.9 milyardı. Bankacılar genel
olarak elektronik ödemelere endişeyle bakarlar, çünkü kâğıda dayalı
gelirler risk altındadırlar.
Ancak elektronik ödemelerin de hemen ortaya çıkmayacak olan bazı gelir fırsatları
sunması olasıdır. TCF’den Cooper şuna dikkati çekiyor;
ATM’ler ilk defa ortaya çıktıklarında masraf artırıcı olarak görüldüler,
ancak yavaş yavaş erişim ve değişim ücretlerinden gelen gelirleri artırmaya
başladılar. Aynı şekilde, finansal kurumlar müşterilerine on-line finansal
yönetim hizmetleri ve ödeme çeşitlilikleri veya tüccarlara hilekârlıktan
koruma hizmetleri sunarak yarar sağlayabilirler. Fiyat Teşvikleri
Gerekli altyapının
tesis edilmesinin masrafının da ötesinde müşterileri yeni ödeme yöntemlerine
uyum sağlamaları için teşvik etme sıkıntısı vardır. Bu, debit kartları
ile elektronik fatura ödemelerinden daha kolay olmaktadır. Bankalar, debit
kart kullanımlarında mağazalardan toplam satın alma miktarı üzerinden %1.5
değişim hizmeti ücreti almaya başladıklarından beri müşterilerini bu
debit kartlarını kullanmaya motive etmektedirler. Örneğin TCF, ilk
debit kart kullanımında müşterilerine lokanta kuponu vermektedir. Fatura ödemelerinde
bankalar az miktarda bir gelir temin etmektedirler – müşterileri sadece kızdıran
ufak aylık masraflardan. Humphrey’in dediğine göre teoride bankalar,
müşterilerini alternatif ödeme yöntemlerine yöneltmede fiyatlandırmayı
kullanabilmelidirler. Elektronik ödemelerin ABD’dekinden daha çok ön planda
olduğu Kanada ve Avrupa ülkelerinde, bankalar elektroniğe geçişi teşvik
etmek için ortaklaşa yeni çek hizmeti ücretleri uygulamaktadırlar. Humphrey,
“Elektronik ödemeler alanına
çabucak geçmek için ödeme enstrümanlarının göreceli olarak fiyatlandırılmasına
gereksiniminiz vardır, ve herkes aynı şeyi yapmak zorundadır”
diyor. Fakat bu bankacılık
piyasaları ABD’dekinden daha konsolide durumdadırlar. Burada, fiyat teşvikleri
sunmada birlik sağlamış herhangi bir endüstri antitröst endişeler
yaratabilir. Ve, elektroniğe göçü tek yanlı olarak teşvik eden bireysel
bankalar, kamu bankaları ve kredi
birlikleri de dahil olmak üzere, düşük maliyetli hesaplar ile kendi müşterilerinin
peşine düşmeleri için rekabetçilere davetiye çıkaracaklardır. First Manhattan
Consulting Group’un başkan
yardımcısı Ladd Willis, bu ikilemin dışında kalan bir yol görüyor.
Bankaların kendi müşteri veri tabanlarında bulunan, bir bakıma sadece kârsız
çek müşterilerini kâğıtsız ödeme mekanizmalarına doğru iten, ürünleri
“doğru fiyatlandırma” bilgisini kullanmalarını öneriyor. Bankalar,
bireysel müşterilerin ürünleri, dağıtım kanallarını ve işlem tiplerini
nasıl kullandıklarını anlamak için eldeki verileri analiz ederek kârlı müşterilerle
olan ilişkilerini nasıl sağlamlaştıracaklarını, kârsız olanları terk
etmeye ya da kendi yüklerini kendilerinin taşımalarına zorlarken kârlılara
daha iyi pay vererek çözümlemelidirler. “Eğer tüm müşterilerinize,
onların kârlılık düzeyi veya işlem tercihleri veya kullanımları gibi özelliklerine
bakmaksızın, hepsini aynı şekilde etkileyecek olan fiyatlandırma uygularsanız
kendi kendinizi ayağınızdan vurursunuz” diye devam ediyor Willis ve
ekliyor, “Eğer banka fiyatlandırmasını doğru yaparsa, elektronik ödemelere
doğru olan hareket ona müşteri kaybettirecektir – ama sadece kaybetmeyi
istediklerini.” Bankaların çoğu şimdiden
bazı seçici fiyatlandırma tekniklerini kullanıyorlar. Ancak, müşterilerin
ters tepkilerinden korkan bir çok idareci elektronik ödemelerde kritik yığılma
yaratmak için başka yollar bulmayla ilgilendiler. Bank of America Corp.’un
entegre satışlar ve hizmetler başkan yardımcısı David Watterworth,
“Müşterileri itmektense, çekmeyi tercih etmeliyiz” diyor. Örneğin, endüstridekilerin
çoğu elektronik fatura sunumuna (faturaları on-line olarak görme işlemi)
elektronik fatura ödemelerinde sıçramayı sağlayacak cezbedici bir uygulama
olarak bakmaktadır. Geçenlerde, Chase Manhattan Corp., First Union ve Wells
Fargo tarafından yapılandırılan Spectrum LLP, müşterilere
faturalarının çoğunluğunu bankanın sahip olduğu bir sitede toplamaya izin
veren bir sistem ile elektronik faturalam işini
geliştirmeyi hedeflemektedir. Wells Fargo’dan DeWitt,
“Kritik bir faturacılar kütlesi belirli bir yoldan bir şeyler yapma
konusunda mutabıksalar, uyum daha da büyük olacaktır” diyor. Aynı zamanda bankalar, otomasyonun sebep olabileceği gelir kayıplarından haklı olarak endişe duyuyorlar. Örneğin, kredi kartı faturalarını elektronik olarak gününde ödemeyi seçen on-line müşteriler asla gecikme ücreti ödemeyeceklerdir. Bu alandaki yenilikçiler, elektronik fatura sunumu ve ödemeleri piyasasının %80’ini kontrol eden Atlanta merkezli CheckFree Holdings Corp. gibi, şu ana kadar hep teknoloji firmaları olmuşlardır. Bankalar bu meydan
okumaya gecikmiş olarak cevap vermeye başlıyorlar. Aralarında Citigroup,
Wells Fargo ve First Union gibilerinin de bulunduğu bir çoğunluk,
sayısız elektronik cephelere milyonlarca dolarlık para yatırıyorlar. Eş
zamanlı olarak kendi patentli sistemlerini gelecek için hazırlarlarken,
teknoloji sağlayıcılarla ve kendi aralarında ortaklık yapıyorlar. Bu
arada, daha küçük kurumlar dış kaynak çözümleri önermeye başlıyorlar. Mesafenin Daralması
Elektronik ödemeler
gelişim gösterirken, bir yandan da kâğıt çeklerin yaşatılma çabalarının
yolunda gitmesi bankalar için hem iyi hem de kötü haberdir. Örneğin, hem Ulusal
Mekanize Takas Dairesi Kurumu (ACH) ve hem de Visa USA, tüccarların
elektronik çeke dönüşümlerini sağlamak için pilot programlarla
ilgileniyorlar. “Elektronik çek kısaltması” olarak da bilinen bu
teknoloji, perakendecilere bir çekin satış noktasından ACH sisteme taranıp
anında girilmesi olanağı veriyor. O zaman da satın alma miktarı müşterinin
çek hesabına gerçek zamanlı ödeme esasına göre daha geç olarak borç
kaydediliyor. Olumlu tarafına
bakarsak; bankalar azalmış çek işleme maliyetlerinden ve müşterilerin kâğıt
çeklere bağımlılığının sürmesinden kazanç temin etmelidirler. Sorun şu:
çek kısalması kâğıt çeklerle elektronik çekler arasındaki mesafeyi
daraltır, sonunda da bankaların kâğıda dayalı gelirlerini tehdit eder. Örneğin,
kısalmış çeklerin ATM ağı yardımıyla anında doğrulanması karşılıksız
çeklerden alınan hizmet gelirlerini dramatik bir şekilde düşürecektir. O
zaman da bankaların bu tür kılavuzlara isteksiz
katılmış olmaları sürpriz değildir. Bununla birlikte başka
seçenekleri de yoktur. Tüccarlar, elektronik çeke dönüşümün sunduğu
kolay ve hile riski olan tasarruflardan hoşlanıyorlar. Eğer bankalar bu tür
çözümlerin yerine getirilmesinde yardımcı olmazlarsa kolayca başkasına yönelirler.
“Bir çok tüccar, e-ödemeleri kolaylaştırmak için bir veya iki ilişki
kuracak, ve bu ilişkiler şimdi tesis ediliyorlar,” diyor DeWitt ve
devam ediyor, “Bu hizmetlerin güvenilir bir sağlayıcısı
pozisyonunda olmak zorundasınız, veya bu moment hız kazandığında
toz dumanı içinde kaybolabilirsiniz.”
|