Ana Sayfa

Eski Sayılar

Sektörden

Kısa-Çeşit

Etkinlikler

Bankalarımız

E-Posta


Reklam Tarifesi

Okuyucu Profili

Abonelik

 

Künye

 


1.sayı 2.sayı 3.sayı 4.sayı 5.sayı
6.sayı 7.sayı 8.sayı 9.sayı 10.sayı

 

UZMANLAR MEYDAN OKUYOR

Steve Klinkerman / Banking Strategies

 

Bankalar, iş çeşitliliğini iyi kullanıp geleneksel olarak zenginleşip büyüdüler. Fakat Harvard’dan Clayton Christensen, finansal hizmetler uzmanlarının önünde sonunda avantajlı duruma geçeceklerini söylüyor.

 

Bankalar, geçtiğimiz yıllarda komisyonculuk şirketleri, sigorta şirketleri, uzman finans şirketleri ve yatırım yönetimi şirketlerini satın alarak ya da onlarla birleşmek için yüksek maliyetli işlemlerle meşgul olarak git gide artan bir hararetle holdingleşmelere kucak açtılar. “Tek noktadan alış-veriş” canlanmanın bir haykırışıdır, ve bazı yöneticiler çapraz satış istatistiklerini yatırımcı sunumlarının bir parçası olarak ezbere söylüyorlar. Ancak, müşteriler bu endüstriyi canlandırma planına ortak olurlar mı?

 

Clayton Christensen’in buna verdiği cevap cesaret verici değil. Harvard Business School profesörlerinden biri, aynı zamanda da The Innovator’s Dilemma (Yenilikçinin İkilemi) kitabının yazarı olan Christiensen’in iddiasına göre, “Bankacılıkta ve finansal hizmetlerde uzmanlaşmanın başlıca iş modeli olması kaçınılmaz, çünkü, endüstrinin bu olgunlaşmış safhasında müşteriye en yüksek değeri sağlar. Her konuda becerikli olma gayreti hemen hemen imkânsızdır. Deyim yerindeyse, belirli üretim hatlarında müşterilerine en iyi değeri sunan uzmanlarla rekabet zordur.”

 

Ancak, Christensen’e göre, bütüncü yaklaşımdan uzaklaşmak kendi sorunlarını yaratır. Kitabındaki çok önemli kavramlardan biri şöyle: kurumlaşmış firmalar kendilerini yeniden keşfetmede ciddi zorluklarla karşı karşıyadır. Mevcut müşterilerine hizmet vermede başarılı olan en örgütsel modeller yeni iş modelleri kurma ve yeni müşteri jenerasyonları kazanma çabaları ile çatışma halinde olabilirler. Christensen’e göre, olgunlaşmış firmalar sıklıkla, kısa vadeli performansın en üst düzeye çıkarılması ve yeniden keşfedilmeyi  dengelemede başarısız oluyorlar, ve liderlik pozisyonlarını kaybediyorlar.

 

Geçen Aralık ayında Miami Beach’de, BAI (Banking Administration Institute)’nin yönetimindeki Perakende Dağıtım konferansında Christensen şunu söylemişti: bankacılıktaki yöneticiler yüz yüze kalacakları mücadeleler konusunda berrak bir görüşe sahip olmalı ve piyasalar olgunlaştıkça piyasa hakimiyetini bütüncülerden uzmanlara transfer eden etkin güçlere dikkat etmelidirler. Christensen şöyle bir ümit de verdi: olgunlaşmış firmalar, bağımsız işyeri birimleri tesis ederek ve ipotek altına alınmamış yeni alanlar bulmalarında onları yetkili kılarak yenilikler geliştirebilirler.

 

Sonuç olarak Christensen, yöneticilerin yeni yatırımlara artık yer etmiş operasyonlarında olduğu gibi aynı tereddütsüzlük içinde yaklaşamayacaklarını söyleyerek onlara tevazu nasihatinde bulunuyor. “Tarih gösteriyor ki tam gelişmiş bir iş modelinin boyutları sadece bilinmez olarak kalmıyor, ancak oluşum safhasında da bilinemiyor. İş modeli bütünleşmiş olmadan önce, bir pazarın çok erken safhalarındaki bir stratejinin arkasından gitmek için bir ton para döküyorsanız büyük bir risk alıyorsunuz demektir.”

 

Soru: Karşı sezgi olarak işaret ettiniz ki, menajerler sıklıkla en iyi müşteriler üzerine odaklanarak kendilerini ucuza satarlar. Neden böyle olmaktadır?

 

Christensen: Oturmuş bir piyasanın en kârlı kısımlarını takip etme motivasyonlarını tekrar gözden geçirerek başlayalım. Güdülerden biri, günden güne artan rekabetin acımasızlığıdır. Atılgan bir şekilde en kârlı müşterilerin arkasına düşmezseniz, bir başkası onları sizden çalacaktır. Onların ortaya çıkan gereksinimlerini önceden bilip ona göre davranamazsanız, başka biri liderliğinizi ele geçirecektir.

 

Diğer bir itici güç piyasanın en alt ucundaki marjların çökme eğiliminde olmasıdır. Uzmanlaşmış olanlar, yeni teknolojilerle ve daha düşük maliyet yapıları ile geliyorlar. Örneğin, Toyota Motor Corp., ABD küçük otomobil piyasasına girdi ve bir süre iyi para kazandı, ancak sonradan bunu Honda Motor Co., Nissan Motor Co., ve Mazda Motor Corp. takip ettiler. Bu dizilimin sonucunda fiyatlandırma işi çöktü. Sonra bu dört Japon üretici, en etkin modellerini kullanarak ABD otomobil piyasasının üst katlarındaki yüksek gelirlilere hitap eden piyasaya yöneldiler.

 

Bu örneklerin tekrarını diğer endüstrilerde de görebiliriz, ve bu örnekler firmaların, işletme marjlarını ve ticari çeşitlemelerini korumak amacı ile, en kârlı bölümlere girmek zorunda olduklarının altını çizmektedir.

 

Tehlikeli şurada: mevcut iş paketlerini en yüksek noktaya getirme hareketi içinde olan olgunlaşmış firmalar, meydana çıkmakta olan fırsatları kaçırabilirler – hem mevcut piyasanın alt katmanlarında hem de yeni piyasalarda. Eğer bir işyeri yenilikçiliğini, yeniliğe açık olan müşteriler karşısında sadece bu şeylerle sınırlandırırsa, bu yeni tür müşteri jenerasyonundan ve işyerini gelecek yıllarda ayakta tutacak olan iş modellerinden kendi kendini uzaklaştırıyor demektir. Bu bir ikilemdir. En iyi müşterilerin başlangıçta yararlanmadıkları gelişmekte olan bu idealler mantıksız görünürler, ancak bu uzun vadeli bir hayatta kalma için kritik bir noktadır.

 

Soru: Bu güçler ABD bankacılık endüstrisinde iş başında mıdırlar?

 

Christensen: Öyle olduğuna inanıyorum. En eski bir yıkıcı dalga, Wall Street tarafından bankalardan daha etkin bir şekilde büyük kurumlara kısa vadeli borç olanağı sağlayan finansman bonolarıydı. Sonra, MBNA Corp., GE Capital Services ve GMAC Financal Services gibi kredi uzmanları sahneye çıktı. Borç verme endüstrisinin daha sade olan alt katlarında gedik açmak için etkin oldular. Bilançonun borçlar hanesinde para piyasası yatırım fonları, sigortalı mevduata karşı oldukça popüler bir alternatif sağladı.

 

Şimdi, kredi değerlendirmesi ve menkul kıymetlendirme tarafından yönlendirilen diğer bir dalgaya bakalım. Yeni piyasanın yenileri, borç verme memurlarına kredileri madde madde sağlama aldırmak  yerine standartlaşmış bir yoldan kredi kararı aldıran istatistiksel modelleri kullanıyorlar. Sonra bu aktif birikimlerini, bilanço fonlaması gereğini atlayarak doğrudan yatırımcıya satıyorlar. Yöntem, kredi kartları ve otomobil kredileri gibi en basit kredilerden, ipotekler gibi sofistike kredilere doğru yayıldı. Şimdi de bankacılık endüstrisinin başlıca pazarı olan küçük iş sektörüne doğru sessizce yaklaşıyor.

 

Bankalar tepkilerini, hepsi de basit aracılığın ötesine geçmek, yüksek gelir piyasasına doğru hareket etmek girişimleri olarak yorumlanabilecek olan ücrete dayalı hizmetler, yatırım yönetimi ve danışmanlık satışına önem vererek gösterdiler.

 

Soru: Endüstrinin yaşam dönemleri çalışmalarınıza dayanarak, bu çabaların nasıl iyi bir sonuç vermesi beklenebilir? Bankacılık endüstrisi gelir trendindeki cansızlığı patlamaya dönüştürebilirler mi?

 

Christensen: Bilgisayar sistemleri üreticileri, mini-bilgisayarlar ve kişisel bilgisayarlar tarafından kendi pazarları yıkıldığında nasıl bir tepki gösterdiler? Birleşmelere gittiler,  etkinliklerini konsolide ettiler, maliyetleri düşürdüler ve işten çıkarmaları uyguladılar. Sadece geleneksel iş modelleri üzerinde işkence çekmeye devam ettiler. Basitçe söylenirse, değişim geçirmeyi beceremediler.

 

Birleşmelere ve konsolidasyonlara ve büyük ticari bankalar arasında devam etmekte olan maliyet indirimlerine baktığımda, senaryonun aynı olduğu görülüyor. Yani, oyun bozan yenilikçiler piyasanın standartlaşmış ucunda daha büyük bir hacim yakalarlarken, en yüksek ucunda geleneksel oyuncuların tümüne destek verecek yeterli yer olmamaktadır.

 

Soru: Ülkenin büyük bankalarındaki bazı yöneticiler aksini söylüyorlar. Konsolidasyon gerçeğini kabul etmelerine rağmen, sektördeki çapraz birleşmelerin de büyümeyi sıçratacağına inanıyorlar. Yeni finansal holdingler; bankacılığı, sigorta ve komisyonculuk hizmetlerini harmanlayarak müşterilere kolaylığı artırmayı, ve tüm işlerinde daha büyük bir porsiyon yakalamayı ümit ediyorlar. Ne düşünüyorsunuz?

 

Christensen: Bu mantık, güçlü tarihsel bir akıntıya karşı kulaç atıyor. Deliller şuna işaret ediyor ki endüstri kaçınılmaz bir şekilde bütünleşmek ve genelleşmekten ziyade bölünecek ve uzmanlaşacaktır. Bir piyasa, uzmanları ayakta tutacak bir dereceye kadar büyüdüğünde bütüncülerin zemin kaybedeceğine dair ısrarlı bir eğilim vardır. Ancak bütüncü firmalar, kendilerini bu uzmanlaşmış dünyada rekabet sağlayacak  ünitelere ayırmaktan ziyade, mizahi bir şekilde, piyasanın dışına sürülene kadar kendi modelleri üzerinde inatla ve sebatla çalışmaya devam ediyorlar.

 

Sorun şu; birleşme sonucu ortaya çıkan bir firma, yönetimsel koordinasyon neticesinde, aksi takdirde bağımsız ve odaklanmış firmalarca yapılabilecek farklı şeylerde daha iyi ve daha etkin olabilir mi? Tarih, hayır diyor, çünkü uzmanlar daima kurumlaşmış firmalardan daha hızlı yenilik yapabilirler. Finansal hizmetler alanındaki holdinglerin; en son teknolojiyi kullanan on-line bankacılığı, öz sermayeyi sağlama almayı, varlık yönetimini, sigortayı ve benzerlerini eşzamanlı olarak yönetebileceklerini düşünmek boş bir hayaldir.

 

Koordinasyon mekanizmalarının oldukça hantal olduğu doğrulanacaktır, ve bu zaten şube sisteminde de görülebilir. Tek işi olan hizmet sağlayıcıların bir çoğunun bankacılık alanını işgal etmede interneti araç olarak kullanmaları rastlantı değildir. Bunlar, karmaşık ve pahalı şube sistemini atlayarak on-line müşteriye doğrudan ulaşmaktadırlar. Bu da, teknoloji oyunbozanının oyun alanını nasıl eşit düzeye getirdiğinin açık bir örneğidir.

 

Buna mecbur bırakan bir müşteri bakış açısı da vardır. Tüketiciler karmaşıklıktan nefret ederler ve rahatlıktan ve basitlikten hoşlanırlar. Bir büyük mağazada istediğiniz bir şey bulunabilir, ancak onu bulabilmek için istemediğiniz bir ton malzemenin içinde bocalayıp durmak zorundasınızdır. Giyim eşyası satma uzmanlığı bu duruma müdahale ederek işleri müşteri için kolaylaştırır. Ann Taylor Stores’un bulundurduğu her şey belirli bir yaşam tarzı ve piyasa kesimi ile uyumludur. Talbots Inc. başka bir kesimi seçer. GapKids, Banana Republic, ve diğerleri de bunu yaparlar.

 

Basitleştirme ile değer kazandırılır. Uzmanlar sadece bu basitleştirmeyi sunmakla kalmazlar, ayrıntılı ürün çizgileri ve muazzam bir ekspertiz de sunarlar. Ve bu randımanları ile oldukça rekabetçi fiyatlar teklif edebilirler ve yine de sağlıklı bir kâr marjını sürdürebilirler.

 

Soru: Diğer yanda, sanki güçlü bütüncü firmaların hepsi yok olmuyorlar. Sears, Roebuck and Co. yok olmadılar. Dell Computer Corp., IBM’i devirmedi. E*Trade Group Inc., Charles Scwab & Co.’yu devirmedi. Charles Scwab & Co.’da Merrill Lynch & Co.’yu devirmedi. ABD ticari bankaları halâ 5 trilyon dolarlık mevduatı kontrol ediyorlar ve başlıca bir güç olarak kalmaya devam ediyorlar.

 

Christensen: Karamsar olmayı ima etmiyorum ama bahsettiğiniz örneklere dönersek IBM, sistem-bilgisayar ve mini-bilgisayar piyasalarındaki rekabete dayanamayıp piyasa dışına itilenler arasında hayatta kalmayı başarabilen tek firmadır. IBM kendini odaklanmış işyerleri haline koyup dağılmadan önce cehennem azabını yaşadı.

 

Soru: Bankacılıktaki bazı yöneticiler, dış kaynak anlaşmaları ile elde edilen ürünleri ve hizmetleri bir araya toplayıcı ustalar olarak, ve müşteri ilişkileri ile dağıtım sistemleri yönetimine odaklanarak, bu yeniden yapılanmayı başarabileceklerine inanıyorlar. Aynı görüşte misiniz?

 

Christensen: Bu yaklaşım da şüpheli çıkabilir. Bir sistem yeterli derecede olgunlaştığında, ki bu durumda bütünü oluşturan kısımların merkezileşmiş gelişmesi artık gerekli değildir, marjlar tüketici ürünleri montajını yapan firmalardan bileşenleri temin edenlere doğru değişim gösterir.

 

Geriye gidip, bunun nasıl olduğuna bakalım. Uzun zamandan beridir, montajcılar her bir alt sistem için hangi spesifikasyonların önemli olduğunu öğreniyorlar. Örneğin hard disk endüstrisinde bu, depolama ünitesinden bilgisayara veri transferi, veya depolama kapasitesi, veya hatalar arasındaki zaman oranı olabilir. Belirli bir finansal enstrüman için ise bu; randıman, likidite ve risk kombinasyonu olabilir.

 

Sonra da insanlar güvenilir metrikler geliştiriyorlar, böylece de her bir parçanın en önemli spekleri taşıyarak geçtiğinden emin oluyorlar. Sonunda, alt sistemlerin birbirleri ile ne şekilde etkileşimde olduklarının nasıl kontrol edildiğini öğreniyorlar. Örneğin sürücülerin yazılımları, bir yazıcının bir kişisel bilgisayarın donanımı, işletim sistemi ve kendine özgü uygulama yazılımı ile uyumlu bir etkileşimde olmasına olanak tanıyor. Sigortacılıkta, tüm başvuranları yeterli şekilde gözleyen bir kredi tasnifi modeli geliştirilebilir. Örneğin, borçları belirli bir portföye girecek olan ev alacak kimseleri.

 

Gerekli olan üç şey – spekler, kalite metrikleri ve aralarında çalışılabilirlik – karşılandığında, daha önceden tescil edilmiş sistem bir pazar olur. Sadece bir oluşumun, kişisel bilgisayar gibi bir çeşit ürün üretmesi yerine, kullanıma hazır parçalar ile onu herhangi biri de monte edebilir.

 

Tüm işlevselliğini dahildeki hizmet sağlayıcılardan elde eden sanal bir banka yaratmak harika bir başarıdır. Ancak bu, cesaret ve emek isteyen bu başarının başkalarınca kopya edilebileceği anlamına gelen bir piyasa ortamında yapılmaktadır. Sanal bankalar için kendilerini farklılaştırmak uzun vadede zor olacaktır, çünkü bunlar her şeylerini dış kaynaklardan sağlamaktadırlar.

 

Öyleyse en iyi ödüller, hizmetlerini dışardan satan kurumlara gitmez. Bunlar için geçimlik kârlardan daha fazlasını elde etmek zor olacaktır. Avantaj, bunun yerine dış kaynak hizmeti satanlara geçecektir – en iyi kredi tasnifi modeli sağlayanlara; en iyi menkulleştirme hizmetlerine; en iyi işlem yürütme hizmeti verenlere; ve en iyi yazılıma.

 

Soru: Öyleyse, bankalar dış kaynak temin etme avantajından en iyi nasıl yararlanabilirler?

 

Christensen: Bazı kurumların dış kaynak hizmetleri temin etme fırsatları vardır. Diyelim ki Bank of America Corp.’un, çek işlemede üstün yeteneği olsun, bu işleri çok hızlı bir şekilde ve düşük maliyetlerle, ve ülkedeki herkesten daha güvenli bir şekilde yapabilsin. Hal böyleyse, o zaman küçük bankalar Bank of America’dan dış kaynak olarak çek işlemlerini sağlamamak durumunda olamaz.

 

Tahminime göre, bu arka-uç sistemlerde konsolidasyon ve bir güçlendirici kâr modeli göreceksiniz. Sanal bankalar ve küçük ölçekli geleneksel bankalar dış kaynaklı hizmet taleplerini artıracaklar. Koruyucu gözetim hizmetlerini bu alanda birçok ölçeği ve uzmanı olan, State Street Corp. veya New York Co. gibi firmalardan temin edecekler. Doğru değil mi? Ve bu eğilim yalnızca bankalara özgü değildir.

 

Perakende değer zinciri içinde mecbur edici bir tez hazırlayabilirsiniz, büyük paralar lojistik yönetiminde yapılır. Wal-Mart Stores Inc. entegre edilmiş arka-uçtan para yapmaktadır. İndirim silsilesi mantığı halâ oldukça sağlıklıdır ki arka-uç sistemlere oldukça çok para yatırmıştır. Bunun aksine, basitçe kendi müşteri ara birimi olan, ve karmaşık arka-uç bütünleşmesinde diğerlerine bel bağlayan perakendeciler, köpeklerin birbirini yediği bir dünyada rekabet ediyorlar.

 

Tartışmayı genişletirsek, yöneticiler kendi kurumlarının içine bakmalıdırlar ve diğer firmalara pazarlanılabilecek anahtar yetenekleri tanılamalıdırlar. Avantaj; tescil edilmiş bilgi ve uzmanlık, ölçek ekonomileri, piyasa pozisyonu şeklinde çeşitli kaynaklardan gelebilir. Ancak firmalar; neler kiralanır, neler bağımsız birimler olur, neler satılır gibi konularda dikkatli olmalıdırlar. Örneğin General Motors Corp., firmayı oluşturan tüm faaliyetlerini bağımsız iş yerleri haline dönüştürdü.

 

Soru: Söylemekte olduğunuz şeylere dayanarak, idareciler ve yatırımcılar bankacılık endüstrisinden beklentilerinin çerçevesini nasıl çizmelidirler? Taşınmaz ve ticari borç sorunlarının en kötü olduğu 80’li yılların sonu ve 90’lı yılların başlarında manzara iç karartıcıydı. 90’lı yılların ortalarından sonlarına doğru ekonomi yükselirken bu sefer iyimserliği gördük. Şimdi, bazı başta gelen bankalar kazanç hedeflerini ıskalarken ve birleşmelerle zorluklar yaşarken, toz bulutları sessizce resmin arkasına doğru çekilmeye başlıyor. Sizin gördüğünüz nedir?

 

Christensen: Benim görüşüm şu ki, on yıl öncesinin krediye ilişkin tehlikeleri işletim sorunlarıydı. Bankaların şimdi yüzü yüze kaldıkları durum oldukça farklıdır. Endüstri esaslı bütüncü iş modelinin eskimeye yüz tutmasına, ve finansal hizmetler piyasasının büyük bölümünü uzmanların eline terk eden yıkıcı yeni iş modellerinin doğuşuna ilişkin bir stratejik problemle yüz yüze kalıyor.

 

Böylece, bankacılık sektöründe bir Rönesans göreceğimizi sanmıyorum, bağımsız kurumlarda ve endüstrinin kendi içinde bazı esaslı değişiklikler yok. Şunu düşünüyorum: bağımsız firmalar, örneğin Chase Manhattan Corp., aşırı kapasiteyi düşürerek ve daha geniş bir müşteri seti elde ederek kârlılığı gerçekçi yollardan artırırken gelecek için cazip değerlendirmelere hükmedebilir. Kayda değer öz gelir büyümesi için sürekli bir konsolidasyon trendine bakardım ama bankacılık endüstrisine bakmazdım. Bağımsız firmalar ele geçirmelerle büyüyebilirler. Ancak, sağlıklı satış artışlarından gelen en güçlü organik büyüme, sanıyorum piyasanın düşük ucundan yukarı doğru hareket etmekte olan bankacı olmayan finansal kurumlardan gelecektir.

 

Soru: Öyleyse, endüstrinin liderleri ne yapmalıdırlar?

 

Christensen: Belirli piyasa aksiyomlarından haberdar olmaya devam edecek bir şey. Piyasanın gerçeklerini görmezlikten gelme ve onunla savaş yapma. İş piyasaları bütüncü bir modelin denetiminde işe başlarlar. Bu yol dünyanın çalıştığı yoldur. Ancak ilerde, daha iyi hizmet sunma, ekspertiz ve bir kategori dahilinde uygunluk yeteneklerinden dolayı uzmanlardan başlangıçta piyasanın düşük ucunda olmak kaydı ile bütüncülerin yerini almalarını bekleyebilirsiniz. Sırası gelince, bütüncüler yüksek gelire hitap eden piyasaya doğru hareket ihtiyacı karşısında kalırlar. Ancak bütüncülere yüksek gelire hitap eden piyasalara doğru çıkma olanağı veren bu yetenekler, yöntemler ve değerler gerçekte onları bundan sonraki alanda başarılı olma konusunda yeteneksiz kılarlar.

 

Bunlar doğa kanunları gibidir, ve kurumlaşmış bir firmanın gözünü korkutabilir. Ama onları bir kere anladığınızda size avantaj kazandıran ya da en azından en iyi son rötuş işini yapmada yardımcı olacak olan yapıları tasarlamaya başlayabilirsiniz.

 

En açık prensiplerden biri ise uzmanlarla rekabet için ayrı organizasyonlar kurma ihtiyacında olmanızdır. Neden? Farklı bir iş modeli ile para yapmaya gayret ediyorsunuz. Yeni gelenlerle rekabet etmek için düşük maliyetli bir yapıya ihtiyacınız var. Ve farklı bir müşteriler setine ulaşmaya gayret ediyorsunuz.

 

Diğer bir doğa kanunu ise büyük firmaların küçük fırsatlar karşısında heyecan duymamalarıdır. Bu, onların menajerlerinin kötü olduğu anlamına gelmez. Örneğin 40 milyar dolarlık bir firmanın %10’luk bir büyümeyi başarması için gelecek yılda 4 milyar dolarlık yeni bir iş bulması gereklidir. Bu ise büyük organizasyonlardaki menajerlerin, çoğu başlangıçta sadece küçük pazarların dikkatini çeken yenilikleri ya reddetmelerine ya da bu konuda aşırı baskı yapmalarına neden olur. Eğer bir firma kendini yenilemeyi taahhüt ediyorsa yeniliklere uygun bağlamda yaklaşım göstermek zorundadır. Kısa vadeli kazanç sorunlarının tedavisinin yerine yenilik, yeni pazarlardaki sağlam kazanç zeminlerinin uzun vadeli aracıdır.

 

Üçüncü ilke, bir işte size en iyiyi yaptıran yöntemler diğer bir işte en kötüyü yaptırabilir. Kişiler esnektir ama yöntemler esnek değildirler. Bunlar aynı şeyi, iyi ve sürekli olarak ve tekrar tekrar yapmak için tasarlanmışlardır. Geleneksel iş hatlarını desteklemek için tasarlanmış yöntemlerle, özelliklede bu iş hatları kârlı durumdayken başınıza yeni projeler gibi bir iş açmamalısınız. Bütüncü firmaların eline yüzüne bulaştırdığı budur.

 

“Yavaş ve bürokratik” deyimini sıklıkla duyarız. Bu, yönetim değişikliğine ilişkin büyük bir sorunun habercisidir. Bir etkinlik seti içinde bir yöntem oldukça etkili bir şekilde çalışabilir. Ancak bunu tüm etkinlikler demeti için isterseniz o zaman bürokratik görünüm verir, çünkü o amaçlar için tasarlanmamıştır.

 

Soru: Şirketin bu prensiplerden yararlanmasına izin veren yönetimin ruhsal durumu nasıldır?

 

Christensen: Tevazu. Menajerlerin anlaması gereken şu ki, oldukça farklı bir şey yaparken gerçekten onları başarısız kılabilecek olan, ama tek tip çaba için başarılı kılan  her şey anlamında tevazu. İşletme yöntemleri yenilik yöntemleri ile karıştırılmamalıdır. Maliyeti külfetli olan yapılar uzmanlarca kuşatılmış olan bir piyasadaki bütüncü tepkileri sınırlar. Hatta belirli sınırları güçlendirir.

 

Ve, yeni yatırımlara doğru bir sıçrama yaptığınızda tevazu oldukça önemlidir. Yeni iş modelini anladığınıza ikna olmuş bir halde bir şeye hemen dalabilirsiniz. Ancak aksini varsayarak gerçekten daha ileri gidebilirsiniz, çünkü tarih gösteriyor ki, sadece tam gelişmiş bir iş modelinin boyutları bilinmez olarak kalmıyor, ancak oluşum safhasında da bilinemiyor. İş modeli bütünleşmiş olmadan önce, bir pazarın çok erken safhalarındaki bir stratejinin arkasından gitmek için bir ton para döküyorsanız büyük bir risk alıyorsunuz demektir.

1.sayı 2.sayı 3.sayı 4.sayı 5.sayı
6.sayı 7.sayı 8.sayı 9.sayı 10.sayı

 

 

Anasayfa/Eski Sayılar/Sektörden/Kısa-Çeşit/Etkinlikler/Bankalarımız/

E-posta

Reklam Tarifesi/Okuyucu Profili/Abonelik/Künye